HÜNKÂR HACI BEKTAS VELI'NIN HAYATI
Menkibevi Hayati
Velâyetnâme’ye göre, Haci Bektas Velî, Horasan Hükümdâri Ibrahim-al-Sani diye anilan Seyyid Muhammed ile Seyh Ahmed adli Nisabur’lu âlim bir zatin kizi Hatem Hatun’un ogullaridir.
Sultan Ibrahim-al-Sani ile Hatem Hatun 24 yil evli kaldiklari halde çocuklari olmaz. Sultan Ibrahim, sehrin din âlimlerini toplayarak, bir erkek çocugunun olmasi için duâlar edilmesini, Kur’ân-i Kerîm’den hatimler indirilmesini ister. Buna karsilik ihsânlarda bulunur. Bir hafta kadar hatimler yapilir, duâlar edilir. Nitekim Hâteme Hatun, Sultan Ibrahim’den hâmile kalir, müddeti dolunca da nur topu gibi bir erkek çocuklari olur. Çocugun adini Bektas koyarlar.
Tarihi Hayati
Asil adi Muhammed Bektas olan Haci Bektas Velî’nin, yasadigi dönem ve çevre iyi bilinmekle beraber, tarihi kaynaklarda yasadigi dönemler hakkinda farkli bilgilere rastlanmaktadir.
Anne ve babasi Türk soyundan olan Hazret-i Pîr Hünkâr Haci Bektas Velî, Iran-Horasan’in Nisabur sehrinde dünyaya gelmistir. Haci Bektas Velî’nin dogum ve göçüs tarihleri konusunda; kütüphanelerde bulunan yazma eserlerde, ansiklopedilerde ve yazili tarihi kaynaklarda farkli bilgiler verilmektedir. Velâyetnâme adli eserde adi geçen; Mevlâna, Seyyid Mahmud Hayrâni, Hacim Sultan, Yunus Emre v.s. gibi bir çok zât 13. yüzyilin ikinci yarisinda yasamis erenlerdir. Bu bilgilerde bize, Haci Bektas Velî’nin yasadigi çag hakkinda tahmini bir fikir vermektedir.
Haci Bektas Velî; Horasan diyarindan Anadolu’ya gönül erleri uyandirmak için kopup gelen pek çok Türk mutasavvifindan biri, belki de en mühim kisisidir.
Haci Bektas Velî; Osmanli Imparatorlugunun kurulusundan önce 13. yüzyilda, Anadolu’da gönülleri askla, insan sevgisiyle, birlik ve beraberlik çeragiyla tutusturan, büyük bir “Velî”, büyük bir “Düsünür”dür.
Haci Bektas Velî; Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî’nin talebelerinden Lokman Perende elinde yetismis ve daha sonra da kendisinin gelistirmis oldugu inanç sisteminde, öz be öz Türkçe’yi kullanmis, Islâm dîninin ask ve bilgi mahiyetini arz diliyle yorumlayarak pek çok gönül er’i yetistirmistir.
Haci Bektas Velî; Anadolu’nun Türklesmesi ve Islâmlasmasinda birlik ve beraberligi temin eden güçleri, kendi fikir semsiyesi altinda toplayarak; büyük bir hosgörü, insan sevgisi ve îman ile Türk tarihinin belki en kritik bir zamaninda, büyük aksiyonunu kârizmâtik yapisiyla gerçeklestirmis, Anadolu Türklügünün ayakta kalmasini temin etmistir.
Haci Bektas Velî’nin yaktigi îman, aksiyon ve inanç çeragi, tekkeleri yoluyla Anadolu’ya ve hatta Balkan ülkelerinin içlerine, Avrupa’ya kadar ulasmis, neticede Islâm kültürü, diger milletlerin hayatinda da tesirini göstererek, günümüzde Amerika’ya kadar yayilmistir.
Soyu Seceresi ve Egitimi
Haci Bektas Velî; Hz.Muhammed, Hz.Ali’nin soyundan ve yedinci Imâm Mûsâ Kâzim’in neslindendir. Ve kendileri “Seyyid”dir.
Haci Bektas Velî hakkinda bilgi veren eski kaynaklardan biri olan Velâyetnâme’de, Hazret-i Pîr’in soy seceresi hakkinda genis bilgi verilmektedir.
Menkibeye göre okul çagina geldigi zaman babasi, Haci Bektas Velî’yi, Hoca Ahmed Yesevî’nin talebesi ve halîfesi Lokman Perende’ye teslim etmistir. Lokman Perende, bâtin ve zâhir ilimlerine sâhip mübarek bir zâttir. Lokman Perende’nin himayesinde ve Yesevilik’ten feyiz alarak yetisen Haci Bektas Velî, iyi bir egitim almistir. Parlak zekâsi ve düzenli egitimi sayesinde küçük yasta kendisini yetistiren Haci Bektas Velî, Kur’ân-i Kerîm, dîni bilgiler ve bâtin ilmine vâkif olmustur.
Haci Bektas Velî olgunluk çagina gelince icâzetnamesini alir, daha sonra irsad göreviyle Anadolu’ya gönderilir. Velâyetnâme’de, Haci Bektas Velî’nin vehbî bir ilme sahip olduguna delil olarak, hocasiyla arasinda geçen bir vak’a gösterilir. Bu vak’a, Haci Bektas’in henüz çocukken birçok kerâmetler gösterdigini de belirtmektedir.
Velâyetnâme’de yer alan bu vak’a söyledir:
Bir gün Lokman Perende, aniden Haci Bektas’in bulundugu odaya girer, odayi nûr ile dolmus görüp sasirir; etrafina bakinir, Bektas’in saginda ve solunda iki nûrâni zât görür. Onlar Bektas’a Kur’ân okutuyorlardir. Lokman Perende girer girmez hemen onlar kaybolurlar. Lokman Perende sasirir kalir.
Haci Bektas’a; “Bunlarin kim olduklarini” sorar. O da; “Sagimda oturan iki cihân günesi Ceddim Muhammed Mustafa idi, solumda oturan Allah’in Arslani, insanlarin emîri Hz.Ali idi” der.
Lâkabi ve Ünvanlari
a- “Haci” Ünvanini Almasi
Birçok önemli sahsiyetlerde oldugu gibi Haci Bektas Velî’nin hayati ile ilgili olarak anlatilanlarda da menkibe ile tarihi gerçeklik, iç içe girmis bulunmaktadir. Bu yüzden onlari birbirinden ayirmak oldukça güçtür.
Haci Bektas Velî’ye, “Haci” ünvaninin atfi da onun su sekilde vuku bulan bir kerâmetine baglanmaktadir.
Hocasi Lokman Perende hacca gitmis, diger görevlerini yerine getirdikten sonra Arafat’a çikip vakfe’ye durmustu.
Lokman Perende yanindakilere; “Bugün arefe günü, simdi memlekette bizim evde «bisi» pisirirler” demis. Bu söz Hünkâr’a mâlum olmus. Hünkâr hemen Lokman Perende’nin evine giderek, seyhin hanimindan; bir tepsiye birkaç tane “bisi” koyup kendisine verilmesini istedi. Tepsiye konulup kendisine takdim edilen “bisi”yi alan Hünkâr, göz yumup açincaya kadar Lokman Perende’ye götürüp sundular. Bundaki hikmeti anlayan Seyh Lokman Perende, arkadaslari ile beraber bu “bisi”yi yerler.
Hac dönemi bitip Hicâz’dan dönülünce Nisabur halki, Lokman Perende’yi karsilamaya çiktilar. “Haccin kabul olsun” diyerek tebrik ettiler, elini öptüler. Lokman Perende, gelen halka Bektas’in kerâmetlerini anlattiktan sonra; “Esas haci olan Bektas’tir” diyerek onu tebrik etti. Bunun üzerine adi, “Haci Bektas-al-Horasan”i oldu. Bu menkibevi anlatimin yani sira, onun Horasan’dan Anadolu’ya gelirken hac vazifesini bizzat yerine getirdigi de, tarihi kaynaklarda yer almaktadir.
b- “Hünkâr” Lâkabini Almasi
Bektasî kaynaklarinda Haci Bektas Velî için çok sik kullanilan bir de “Hünkâr” lâkabi vardir. Haci Bektas Velî’ye “Hünkâr” denilmesi de yine onun bir kerâmetine baglanmaktadir.
Hocasi Lokman Perende bir gün Bektas’a ders verirken abdest almak için disardan su getirmesini ister. Bunun üzerine Bektas;
“Hocam, bir nazar etseniz, mektebin içinden su çiksa da disaridan su getirmeye muhtaç olmasak” cevabini verir.
Lokman Perende ise;
”Bizim buna gücümüz yetmez” deyince, Bektas el kaldirip; “Duâ” eder.
Lokman Perende; “Amin” der. Bektas elini yüzüne vurup secdeye kapandiginda, mektebin bahçesinden bir pinar akmaya baslar.
Haci Bektas’in bu kerâmetini gören hocasi Lokman Perende sevinçle;
“Yâ Hünkâr!” demekten kendini alamaz. Bundan sonra da Haci Bektas Velî’nin adi “Hünkâr Haci Bektas” kalmistir.
Gerek Velâyetnâmelerde, gerekse Haci Bektas Velî ile ilgili diger bazi eserlerde, Haci Bektas Velî için söylenen su sifatlar vardir:
“Kutb’ul-Aktâb, Mesned-i ul’lul-elbâb, Sultânu’l-evliyâ, Burhânü’l-asfiya, Fahr-i erbab-i, Bâbullah, Envârü’l-yâkin, Fatihü’l-evbâb-i sülâle-i hazret-i sâhib-i sirr-i ve’l-kesf, Ask Deryasi, Küsade-i bâb-i hikmet, Nesl-i sâki-i kevser, Sâhibi kesf-i ledünnî, Fahr-i ma’den-i erkân, Sultânü’l-ârifin, Ser-çesme-i nûr-i dîn, Tâcü’l-ârifin, Gavsü’l-vasilîn, Heykel-i nûrânî, Kutb-i Rabbânî ... v.s.”
Anadolu’ya Gelisi
Aslen Horasanli olan ve Nisabur sehrinde dogdugu bilinen Haci Bektas Velî, Hoca Ahmed Yesevî dergahinda üç yil hizmet ettikten sonra seyhinden emanetleri ve icâzeti alir.
Seyhinin:
“Müjde olsun ki; «Kutb’ul-aktâblik» senindir; kirk yil hükmün vardir. Simdiye kadar bizimdi, bundan sonra senindir. Biz bu yokluk yurdunda çok eglenmeyiz, âhirete gideriz. Var, seni Rûm’a saldik, Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik. Rûm abdâllarina seni bas tayin ettik” demesiyle Haci Bektas Velî, Anadolu’ya gelmek için yola çikar. Velâyetnâmedeki bu kayit, tarihi kaynaklarca da dogrulanmaktadir.
Türkistan Pîri Hoca Ahmed Yesevî’nin kültür ocaginda, engin bilgi hazinesini dolduran Haci Bektas Velî, daha sonra siyâsi ve iktisadi düzeni bozulan Anadolu Türk halkina öncülük etmek, Türk birlik ve beraberligini saglamak, Türk dilini yabanci etkilerden korumak, Anadolu’yu Türklestirmek ve Islâmlastirmak amaciyla, Hoca Ahmed Yesevî’nin istegi ve isareti üzerine Anadolu’ya gelmistir.
Haci Bektas Velî’nin, kesin olarak tarih belli olmamakla birlikte, tahminen Milâdi 1275-1280 yillari arasinda Anadolu’ya geldigi kabul edilmektedir. Bu yillarda Anadolu bir yandan Mogol istîlâsi altinda ezilirken, bir yandan da büyük bir siyâsi ve ekonomik buhran ile beraber, taht kavgalarina sahne oluyordu. Böyle bir ortamda Anadolu’ya gelen ve Kapadokya yöresindeki Hiristiyanlik merkezine karsi bir Türklük merkezi tesis etmek isteyen Haci Bektas Velî; bugünkü ismi Haci Bektas (O zaman yedi haneli bir köy ve adi Sulucakarahöyük) olan yere gelerek buraya yerlesir.
Türkistan’dan gelen Haci Bektas Velî, Türklerin yogun oldugu Anadolu’yu gezmis, Türk gelenek ve göreneklerinden korunabilenleri birer birer tespit etmistir. Bunlari, Sulucakarahöyük’te kurmus oldugu ilim yuvasinda, Islâm inanci ve Türk kültürü ile yogurarak birlestirmis, ileri sürdügü düsüncelerini, bu birlesigin üzerine yerlestirmis ve burada ögrenci yetistirmeye baslamistir.
Haci Bektas Velî’nin, hosgörü ve insan sevgisine dayali düsünce sistemi; kisa bir sürede Hiristiyanligin büyük bir merkezi durumundaki Kapadokya’da bile, genis halk kitlelerine ulasmis ve benimsenmeye baslanmistir. Haci Bektas Velî’nin felsefi düsüncelerinin temelinde, insanin varolusu ve insan sevgisi vardir.
Degisik kaynaklarda Haci Bektas Velî’nin, Anadolu’ya gelmeden önce Necef, Kerbelâ, Bagdat’a gittigi ve buralardaki “Ehl-i Beyt” imâmlarinin makamlarini ziyaret ettigi; Kâ’be’ye gittigi, Sam, Kudüs, Halep, Gaziantep, Elbistan, Tarsus, Bozhöyük, Muglan kalesi gibi birçok yerleri de dolastigi kaydedilmektedir.
Haci Bektas Velî’nin; Amasya, Kayseri, Sivas sehirlerine de ugrayarak, daha sonra Sulucakarahöyük’e yerlestigi de anlatilmaktadir.
a- Haci Bektas Velî Rûm Ülkesinde
Haci Bektas Velî, Rûm ülkesine, Türkmen içinde, Zülkadirli ilinde Bozok’dan girer. Burada yol üzerinde bir çoban koyun gütmektedir. Koyunlar Hünkâr’dan Velâyet kokusu alarak ona dogru kosarlar. Çoban, sürünün önünü keserek dagilmalarini engellemek ister. Ancak bu kez arkadakiler de Hünkâr’a kosunca, çoban kendi kendine; Olsa olsa bu er Tanri dostlarindandir, koyun kadar da aklim yokmus diyerek, Haci Bektas Velî’nin ayaklarina kapanir.
Haci Bektas Velî, çoban’a:
“Çoban, adin ne?” diye sorar.
Çoban; “Ibrahim Haci” diye cevap verir.
Haci Bektas Velî; “Basindakini çikar” der.
Ibrahim Haci, basindaki geyik postundan dikilmis börkü çikarir. Hünkâr, o börkü tekbirleyip Ibrahim Haci’nin basina giydirir; “Yürü, Bozok’la Üçok’u sana yurt verdik ekmegin olsun, koyuncuklar da beraber varsinlar” diyerek yoluna devam eder.
Hünkâr Haci Bektas Velî, Kayseri’ye varir. Orada erenlerden biri ile görüsürler. Konusma sirasinda erenler, elini koynuna koyarak bir salkim üzüm çikarir ve huzûra koyar. Bunu gören Hünkâr:
“Sizin erenlerden oldugunuz, bizce mâlumdu, sizden kerâmet isteyen de yoktu. Böyle yapmaya ne hâcet vardi” der. Bir müddet daha otururlar. Hünkâr gitmek için ayaga kalkinca, eteginin arasindan bir tane Hindistan cevizi düser.
O eren:
-Böyle yapmaya ne hâcet vardi dediniz, peki ya bu sizin yaptiginiz ne oluyor?
Hünkâr:
-Hak’ka giden hak ugrum hakki çün, benim bundan haberim yoktu. Siz o kerâmeti gösterdiginiz için Horasan erenleri gayrete geldiler, bunu getirdiler, diye cevap verir.
Haci Bektas Velî, o erenle vedâlasip yola revân olur. Kayseri’den Ürgüp’e gelirken yolda Sineson adli bir Hiristiyan köyüne ulasir. Burada pek durmayip Üçhisar adli diger bir köye geçer. Bu köyde halk, birbiriyle kavgaya tutusmustur.
Haci Bektas, köylülerden birine;
-Bu köyde dervis konaklayacak yer var mi? diye sorar.
Köylü:
-Halk konuk kaygisinda mi? Simdi kavgacilar gelir seninle de kavgaya tutusurlar, var git, diye tersler.
Bu sirada halktan birkaç kisi Haci Bektas Velî’yi merak edip basina toplanirlar. Haci Bektas Velî, bunu bir firsat bilerek konusmaya baslar:
“Birbirinizin gönlünü kirmayin. Çünkü mü’minin gönlü Kâ’be’ye benzer, lâkin gönül ondan da yegdir. Zira Beytü’l-ma’mur göktedir. Orayi melekler tavâf eder. Halbuki gönül Tanri’nin nazargâhidir. Tanri ile gönül arasinda perde yoktur. Kâ’be nasil dokunulmaz, harim ve mübarek ise gönül de Tanri’nin tecelli ettigi yer oldugu için mübarektir, ona dokunmayin.”
Bu nutku dinleyen halk, büyük bir suskunluk ve hayranlikla onu süzerler.
Topluluktan biri:
-Ey Tanri dostu! Bize ismini, nereden gelip nereye gittigini ve maksadini söyler misin? der.
Haci Bektas:
-Adim Haci Bektas’dir. Horasan’dan Hicaz’a, oradan da Sivas sehrine gitmekteyim. Maksadim, sâki olana amân vermemek ve ahâlinin sulh ile bir arada yasamasi için lüzûmlu olan hakikat sirlarini anlatmaktir. Bunun için Pîrim Hoca Ahmed Yesevî’den emir alip Anadolu’ya (Rûm’a) geldim.
b- Haci Bektas Velî Sulucakarahöyük’te
Haci Bektas Velî Sulucakarahöyük’e güvercin donunda indikten sonra bu durum Rûm erenleri arasinda bir huzûrsuzluga sebep olur. Haci Bektas’in alt edilmesi için Karaca Ahmed adli bir eren gönderilir. Karaca Ahmed, her mahlûkun esiyle oturdugunu, yalniz Sulucakarahöyük’de güvercin sekline girmis bir erenin tek basina oturdugunu, murakabe sonunda anlar. Bu eren Haci Bektas Velî’dir.
Haci Bektas Velî, Idris Hoca ile karisi Kutlu Melek’in (Kadincik Ana) misafiri olarak bir süre evlerinde kalir. Ama daha sonra câmide kalip ibâdetle mesgul olmaya baslar. Sulucakarahöyük’te, Hünkâr Haci Bektas Velî’nin kisa zamanda müridleri çogalir. Gördükleri kerâmetler, ona baglanmak istemeyen âsi ve inatçi mizaçtaki insanlari bile yumusatir.
Evli Olup Olmadigi
Ansiklopediler, bilimsel eserler, birçok yazili kaynaklar Haci Bektas Velî’nin evlenmemis (Mücerred) olduklarini yazar. Haci Bektas Velî’nin evli oldugunu iddia ettikleri Kadincik Ana (Kutlu Melek, Fatima Nuriyye de denilir) ki, Idris Hoca adindaki kisi ile evli bir hanimdir. Her ikisi de Hünkâr Haci Bektas Velî’ye ilk intisâb edenlerdendir. Haci Bektas Velî, Kadincik Ana’yi kendisine mânevî evlât edinmistir.
Halifeleri
Hünkâr Haci Bektas Velî, Sulucakarahöyük’e yerlestikten sonra; kimi gelir nasîbini alir giderdi; kimi gelir kalir, hizmet ederdi; kimisini de Hünkâr bir yere yollar, kendisine halîfelik verirdi. Halîfe olan gittigi her yerde mürid, muhib edinir, halki uyarirdi. Hünkâr Haci Bektas Velî, otuz alti bin çeragi uyarmis, otuz alti bin halîfe dikmisti. Bunlarin üçyüz altmisi, gece gündüz, Hünkâr’in huzûrunda hizmette bulunurdu.
Hünkâr, âhiret âlemine göçünce onlarin her biri, Hünkâr’ca daha evvel tesbit edilen yerlerine gittiler. Bunlarin en meshurlari Cemal Seyyid, Sari Ismail, Kolu açik Hacim Sultan, Baba Resûl, Pîr Ebi Sultan, Recep Seydi, Sultan Bahâeddin, Yahyâ Pasa, Barak Baba, Ali Baba, Saru Kadi, Atlas-pûs-Sultan, Dust-i Hudâ, Hizir Sâmit v.s. idi.
Sari Ismail’e Vasiyyeti ve Hak’ka Yürümesi
Haci Bektas Velî, bir gün namaz kildi, evrâdini okudu, halvete vardi. Sari Ismail’i çagirdi. Dedi ki:
-Sen benim has halîfemsin. Bugün Persembe, ben bugün âhirete göçecegim. Göçünce kapiyi ört. Çile dagi tarafini gözle. Oradan bir boz atli gelecek, yüzünde yesil örtü olacak. Bu zât, atini kapida birakip içeri girecek, bana Yasîn okuyacak. Attan inip selâm verince selâmini al, onu agirla. Hulle donundan kefenimi getirir, o beni yikar. Beni yikarken su dök, ona yardim et. Ceviz agacindan tabut yapar, beni tabuta kor, ondan sonra beni gömün. Onunla söylesmeyin sakin. Benden sonra Fâtima Ana (Kadincik) oglu Hizir Lala Civan, yerime geçsin. O elli yil hizmet eder, ondan sonra yerine oglu Mürsel geçer. O, kirk sekiz yil seyhlik eder, ölür, yerine oglu Yûsuf Bâli geçer. O da otuz yil hizmet eder, sonra Hak yakinligina ulasir.
Dünyanin hâli budur, gelen gider. Sen de hizmet et, sofra yay. Himmet dilersen cömertlikte bulun. Murtazâ’dan halk, erlik kerâmet istediler. Kanber’e, sofrayi yay buyurdu. Benden kisvet giyen her mürid, konuk istesin, konuga hizmet etsin. Seytan gibi kendisini görmesin, kimsenin yatan itini kaldirmasin. Kimseye karsi ululanmasin, hased etmesin, dedikten sonra, ikinci vasiyyete geçer ve söyle devam eder:
-Ögüdümü tut, ölümümden sonra bin koyunla, yüz sigir kurban et, bütün halki çagir, hizmet et, onlari doyur. Yedinci günü, kirkinci günü, helva dagit, korkma, erin harci eksilmez. Ne kadar muhib ve mürid varsa davet et, onlari topla. Ögüt ver, aglamasinlar. Bir halîfem de Barak Baba’dir (Ali Emîri), gerçek bir er’dir. Ona da söyleyin, Karasiye varsin, Balikesir’e gidip orasini yurt edinsin.
Hünkâr böylece vasiyyette bulunduktan sonra, Sari Ismail aglamaya koyuldu;
“Tanri bana o günü göstermesin” dedi.
Hünkâr:
“Biz ölmeyiz, sûret degistiririz” diyerek onu teselli etti. “Sonra disari çik, bizden ses kesilince içeri gir” dedi.
Hünkâr daha sonra Tanri’ya niyâzda bulundu, Peygamber’e selâvat getirdi. Kendisi, kendisine yâsin okudu ve Hak’ka kavustu.
Sari Ismail, vasiyyet geregi disari çikti. Sonra içeri girdiginde, Hünkâr bu fena âlemini terk etmislerdi. Hünkâr’in yüzünü hirkasiyla örttü. Halvetin kapisini çekip tekrar disari çikti. Hünkâr’in muhibleri dört bir yandan gelerek aglastilar.
Derken birde baktilar ki, Çile dagi tarafindan bir tozdur koptu. Bir anda yaklasti. Hünkâr’in dedigi bu zâtin elinde bir mizrak vardi. Yüzüne yesil nikâb örtmüstü. Altinda da tarife uygun olarak boz bir at vardi. Erenlere ve muhiblere selâm verdi. Selâmini aldilar. Mizragini yere dikti ve atindan inerek dogruca halvete girdi. Kendisiyle beraber içeriye yalniz Sari Ismail girdi. Karaca Ahmed kapida durdu, kimseyi içeriye sokmadi. Sari Ismail su döktü, yüzü örtülü er yikadi. Cennetten gelmis bulunan yanindaki hulle donlari, kefen yapti. Tabuta koyup dogruca musallaya götürdüler. Boz atli er imamlik etti, erenler de saf olup ona uydular. Namazi kilindi, götürüp mezara koydular.
Boz atli kisi, erenlerle vedalastiktan sonra atina atlayarak yürüdü. Sari Ismail atin yularindan tutarak köyün disina kadar gittiler, vedalasacaklari zaman acaba bu kim, diye merak etti. Eger Hizir ise görüstügüm için tanimam lâzimdir deyip;
-Namazini kildigin, yüzünü gördügün er hakki için, kimsin bildir bana, dedi. Boz atli er, Sari Ismail’in yalvarmalarina dayanamadi, örtüsünü açti. Haci Bektas Velî’nin kendisinden baskasi degildi.
Sari Ismail atinin ayagina düsüp yalvardi:
-Lûtfet erenler sahi, otuz üç yildir hizmetindeyim, kusurum var seni bilememisim, suçumu bagisla, dedi.
Hünkâr:
-Er odur ki, ölmeden ölür, kendi cenazesini kendi yikar. Sen de var buna gayret et, dedikten sonra Çile dagi’na yönelip gözden kayboldu.
Rivâyete göre, Hünkâr Haci Bektas Velî, Hak’ka vuslat ettiginde 63 yasindaydi.
En dogrusunu Allah bilir.