Hz. Muhammed ve Hz. Ali
Hz. Ali, Hz. Muhammet'in cani gibi sevdigi ve deger verdigi biriydi. Hz. Ali, Hz. Muhammet'in babasi gibi sevdigi amcasi Ebu Talip'in ogluydu. Hz. Muhammet'e ilk inana insanlardandi. O'nu kardesi gibi sevmis ve yetistirmisti. Bu sevgi ve sayginin en güzel örnegi Hz. Muhammet'in çok sevdigi degerli varligi sevgili kizi Fatma ile Ali'yi evlendirmesidir. Hz. Muhammet, Hz. Ali'yi çocuklugundan beri kendi düsündügü gibi yetistirdigi için kendisinden sonra Islam dünyasi için hizmet verecek, önderlik edecek kisi olarak Hz. Ali'yi görüyordu. Bunu birçok konusmasinda da belirtmistir. Hz. Ali, Hz. Muhammet'ten sonraki ilk Müslüman'di. Peygamber'in amcasinin oglu idi, ve birlikte büyüdügü, kardesi gibi sevdigi bir kisiydi. Torunlari Hasan ve Hüseyin'in de babasi olan Hz. Ali, 598 yilinda Arabistan'in Mekke kentinde dogmustu. O'na "Allah'in Aslani" adini Hz. Muhammet vermisti
Bilim Adami, Düsünür ve Edebiyatçi Olarak Hz. Ali
1. Hz. Alinin Bilimsel Çalismalari ve Kitaplari
Hz. Ali bilim, düsünce ve edebiyatla yakindan ilgilenmistir. Bilim olarak, özellikle konusu din bilimleri olmustur. Çagina göre akili / akilciligi öne çikaran bir düsünce yapisi sergilemistir. Siirler yazmis, konusma ustaligini ortaya koyan, sanatsal degerde ve içerikte söylevlerde bulunmus, zamanla özdeyislesecek belâgatli sözler söylemistir. Ürünlerinin tümü toplumsal, siyasal ve ahlâksal içeriklidir. Döneminin siyasal mücadelelerine yer verir. Eserlerinde kisilik egitimi (nefis terbiyesi) yoluyla yeni bir insan ve toplum yapisi amaçlar. Bu çalismalarinda insani erdeme ulastiracak ince bir ahlâk düsüncesi gelistirir.
Hz. Alinin kitaplari onun siirlerinden ve çesitli söylev, yazisma ve söylesi metinlerinin derlenmesinden olusmustur. Siirleri Divan olarak Hz. Ali soyundan gelen seyyidlerden Serif Murtaza (966-1044) olarak bilinen Ebul-Kasim Ali bin Ebu Tahir tarafindan toplanmistir.[1]
Serif Radi (970-1016) olarak bilinen kardesi Abul-Hasan Muhammed bin Ebu Tahir Ahmet el-Hüseyin bin Musa ise onun söylevlerini (nutuk, hutbe), söylesilerini, özdeyislerini, ögütlerini, vasiyetlerini ve mektup, emirname gibi yazili metinlerini Nehcül-Belâga adiyla derlemistir.[2]
Divan, o günden bugüne çesitli ülkelerde yayinlanmistir. Bu divani, Osmanlinin ünlü Hanefi bilginlerinde Müstakimzade Süleyman Sadettin Efendi 18. yüzyilda serhli (yorumlu, açiklamali) olarak Serhu Divani Ali adiyla yayinlamistir.[3] Hz. Ali ömrünün sonuna kadar siir yazmis olmalidir. Divanindaki; olaylar içinde altmis yil yasadim dizesi[4],
63 yasinda ölen Hz. Alinin ömür boyu siir yazdigini gösterir.
Hz. Aliye ait oldugu savunulan birçok kitap Ortadogu Islam ülkelerinde basilip yayinlanmistir. Birçogu kusku götürmekle birlikte su kitaplarin da Aliye ait oldugu bilinmektedir. Bunlar; El-Kasidetüz- Zeynebiyye, El-Kasidetül-Cülcülütiyye, Muhannes, Cennetül-Esma ve Münâcâttir.
Bilgi Günesi olarak nitelendirilen Hz. Alinin birçok eserinin 1055 yilinda yanan Bagdat Sahpur Kütüphanesinde kül oldugu bilinmektedir. Peygamber Muhammedin de mektuplarini kaleme alan Hz. Ali, o dönemin en büyük devlet adamligi ve askerliginin yani sira filozof, sair ve bilim adamidir. Eski bir geçmisi olan Arap siirinin en usta sairlerinden biridir. Buhari, Müslim, Tirmizi ve Taberi gibi birçok hadis bilgini Hz. Aliden hadis ve kendi sözlerini aktarmislardir.[5]
Ali karsiti kimi yazarlar, Ali ve eserlerine gölge düsürmek için Nehcül-Belâgadaki konusmalariyla siirlerinin ona ait olmadigi söylerler. Amaçlari, Ali alaninda tereddütler yaratmaktir. Oysa, Ali, Ehlibeyt, Oniki Imamlar, Siilik ve Alevilik üzerinde derin arastirmalarda bulunan Dr. Muhammed Et-Tiycani Es-Semviye göre, Alinin bu kitabini tek Kuran asar. Bu kitapta Alinin herkesi kapsayacak ölçüde bilgileri, ögütleri, ahlâk dersi, ekonomi, felsefe, siyaset ve akil / hikmete yer verilmistir. Üzerinde Sorbon Üniversitesinde doktora yaptigi bu kitabin kuskusuz Hz. Aliye ait oldugunu belirtir.[6]
Peygamberle Alinin arkadaslari ve sahabe sagken kimse çikip da Peygamber Gadiri Humda Aliyi yerine birakmadi, bu dizeler ve sanat, siyaset yüklü söylev metinleri Alinin degildir, onun adina baskalari sonradan düzenlemislerdir, dememislerdir. Peygamber Muhammed öldükten sonra nasil istegi yerine getirilmemis, kimilerince engellenmisse, Aliye ait olan bu tür sanat ve edebiyat ürünü siir ve söylevlerin de yadsinmasi ayni nedenlerden ileri gelmistir.[7]
Amaç; Muhammed-Ali engelini ortadan kaldirmak
2. Hz. Muhammedin Alideki Bilim ve Irfan Yetenegini Kesfetmesi
Peygamber; çevresinde yer alan öncü kadrosu, dava arkadaslari için zamanla bir kanaat edinmistir. Onlari degerlendirir, yeteneklerine ve bagliliklarina göre görevler verir, makamlara getirir. Kisaca Hz. Muhammed, çevresinde yer alan bu Islamin öncü kadrosu için bir deger biçer. Hz. Alinin yeri bunlar arasinda müstesnadir, ulasilmazdir. Hz. Alinin bilimsel / bilgi, düsünsel, ahlâksal ve siyasal / yönetsel kisiligi, ayrica içtenlikle bagliligi onun öncü kadro içerisinde seçilmesine, erisilmez bir konuma yükselmesine, Peygamberin ona çok ayri bir deger vermesine neden olmustur. Bu durum; Alinin bilimsel, bilgi, düsünsel ve inançsal yani açisindan da aynidir. Peygamberin Ben bilimin kenti isem, Ali de kapisidir sözü bu açidan oldukça anlamlidir. Peygamber, özdeyis haline gelen bu sözüyle Hz. Aliye öncü kadro içerisinde ulasilmaz bir deger biçmistir. Yeni kurulan din içerisindeki yerini ve önemini vurgulamistir. Alinin bilgide, düsüncede, inançta, ahlâkta ve bütün bunlarin Alinin kisiliginde kimlige dönüsen erdemliligindeki yani görmüs ve ona deger vererek bu yanina yasamsallik katmistir. Amaci; Alide billurlasan bu niteligi yeni olusan Islam toplumuna ve onun öncü kadrosuna kazandirmaktir. Peygamberi ve onun ideolojisini anlayabilmenin yolu, yordami, yöntemi olarak Alinin ulastigi erdemsel kimligi örnek göstermistir, bu sözüyle. Ortaya konulan din / ideoloji bir kent ise, buna ancak Ali yolu ve onun üstün kisiligi, örnek erdemi, ahlâkliligi, bilgililigi ve örnek inançliligi yoluyla / biçimiyle ulasilabilecegini belirtmis olur. Hz. Ali, Peygamberin gözünde böyle bir evrene giris kapisidir. Peygamber, Hz. Ali ve niteligini bu açidan örnek olarak gösterir. Dogallikla; Ali bilimciliginin, düsünceciliginin, akilciliginin bir bilim deryasina giristeki yöntem olusu da olayin diger yüzüdür. Peygamber, ortaya konulan ideolojiyi anlayabilme ve ulasabilmenin yolunu Hz. Alinin bilimsel / bilgi altyapisi ve akilci yönteminde görür. Bunu, çevresindeki Islam öncülerine örnek olarak gösterir. Alinin örnek tip olarak gösterilmesi daha sonralari kiskançliklara ve Islam içi çekismelere yol açacak ve giderek Islamda bölünmelerin ilk kaynagini olusturacaktir.
Hz. Ali yenilmez bir asker, büyük bir devlet adamliginin yaninda hem maneviyat pinarinin kaynagidir, hem de bir bilgindir. Kaynaklar onu Peygamberden sonra Islamin en büyük bilgini olarak nitelendirirler. Bilindigi gibi, Peygamber onu bilim dünyasina girisin yolu olarak göstermistir. Ünlü hadis aktaricilardan Ibni Abbas; Tanri bilimin onda dokuzunu Aliye verdi. Kalan onda birinde de onu insanlara ortak yapti demistir.[8]
Bu hadis, Alinin bilim yönünü belirtmesi açisindan oldukça önem tasir.
3. Hz. Ali ve Bilim
Hz. Alinin özellikle ilk üç halife döneminde siyasi ve idari her hangi bir görevi pek olmadigindan, oldukça bol zaman bulmustur. Özellikle bu döneminde bilim ve düsünceyle derinlemesine ilgilenmek ve ugrasmak olanagi olmustur.[9] Ali; bilgi (irfan), güzel ve edebi söz söylemede (belâgat), tedbir ve akil kullanma ustalignda essizdir. Ayrica fikih bilimi, dil bilgisi, tasavvuf, din ve dünyaya iliskin bilgilerde essizdir. Siirsel bir konusma yöntemi vardir. Konusmalarinda ölçülü ve biktiriciliktan uzaktir. Arap siiri geleneginde oldugu gibi, sözü çok ustaca ve süsleyerek kullanmasini çokiyi becermektedir. Muhabbeti çok seven biridir.[10]
Peygamberden sonra yakin çevrelerinin ve yönetim kadrolarinin en bilgili kisisi Hz. Alidir. Kendisi pek birsey sormaz, ama herkesin akil danistigi bir bilgi ve bilgilendirme mercii olmustur.[11]
Halifelere danismanlik yapip, akil verip yol gösterdigi bilinmektedir.
Ali, madde ve manâda Hz. Muhammedin en iyi bir temsilcisidir. Kuskusuz ilim ve irfan bakimindan sahabilerin en önde gelenidir. Konusmalarindan olusan kitaplariyla siirleri onun üstünlügünün en açik kanitlaridir. Hakim, Teberani ve Tirmizi gibi ünlü hadisçilerin aktardiklarina göre Peygamber onun için, Ben hikmet yurduysam, Ali de onun kapisir türünde onun bilimsel ve düsünsel degerini ortaya koyan sözler söyler. Bunlardan esinlenerek Aliye deger biçen tasavvufi çevreler; Aliye Sah-i Velayet, yani veliligin sultani sanini vermislerdir.[12]
O, bir tasavvuf erbabidir. Tasavvufçularin piridir. Tasavvuf akimlari ve kurumlari olan tarikatlarin çogu, Hz. Aliyi tarikatlarinin basina yerlestirir, kurumlarinin soy zincirini onunla baslatirlar. Peygambere ulasim noktasina Hz. Aliyi yerlestirirler. Çünkü, tasavvufi çevrelere göre; gayb ilmi (batini ilmi) Peygamber Muhammedce Hz. Aliye aktarilmistir. Ali, batin / gayb ilminin temsilcisi konumundadir.[13]
Tasavvuf kollari içerisinde Aliye bagli olanlarca, Ali tinsel olgunlugun öncüsüdür. Alevi egilimlerinin tümü Aliden geldiklerini ve onun düsünsel-inançsal yolunu izlediklerini ileri sürerler.
Ali, iyi bir Kuran yorumcusu ve degerlendiricisidir. Çünkü Kuranin inis asamalarini tümüyle görmüs, gözlemlemis, Hz. Muhammedle birlikte yasamis ve bu ilahi kurallari içine içtenlikle sindiren biri olmustur. Kurana vakifligi kadar, Kurani önceleyen Tevrat, Zebur, Incil gibi kutsal kitaplari da çok iyi bilen ve yorumlayan biridir. Ali, bu alanda en güvenilir yorumculardan biri olarak kabul edilir.[14]
Uzmanlara göre; Alinin kisiliginde üç önemli özellik toplanir. Bunlar; a) cesaret, b) bilim ve c) güzel konusmadir. Çocuklugundan itibaren Peygamberin yaninda bulunmus, ölünceye kadar da yaninda ayrilmamistir. Kurani ondan ögrenmis ve onun yazmanligini (katipligini) yapmistir. Bütün bu ayricaliklari ve deneyimleri ona dinsel alanda yargida bulunma olanagini saglamistir. Zaman zaman ilk üç halifeye danismanlik ettigi, kimi konularda akil danisildigi bilinmektedir.[15]
Hz. Ali sahabeler arasinda Kuran, hadis ve özellikle Islam hukuku olan fikih alanindaki bilgileri ve deneyimleriyle kendini kabul ettiren bir otoritedir. Onun bu yanina iliskin dönemin insanlarinin aktardiklari önemli rivayetler vardir. Ali, 586 hadis aktarmistir. Bunlardan 20si hem Buhari hem de Müslimde yer almistir. Ayrica 9u Buharide, 15i de Müslimde bulunmaktadir. Ali, Peygamber daha hayattayken Kurani tümüyle bellemis, Kuran konusuna vakif sayili sahabilerden biri olmustur. Ayetlerin nerede ve ne zaman indigini çok iyi bilen biridir. Bu konuda baskalarini sürekli aydinlatan basvuru kaynagi olmustur. Kuran yorumunda da yeri doldurulmaz biridir. Ne var ki yandaslarinin asiri tutkulari onun bu alandaki yorumlarinin bilimselligine zaman içerisinde kuskuyla bakilmasina neden olmustur. Dürüstlügü, Islam hukuku anlayisina da yansimistir. Yemende bir süre kadilik yaparak hukuk bilgisine uygulama olanagi da bulmustur. Onun hukuk bilgisi ve yargida (hüküm vermede) bulunmadaki basarisi halife Ömerin; En isabetli hüküm verenimiz Ali idi demesine neden olmustur. Ashabin en bilgin simalarindandir. Ancak, ömrünün büyük bir bölümünün askerlik ve siyasetle geçmesi, onun bilgin kimliginin ikinci planda kalmasina, genis yorum (tefsir) ve fikih bilgisini genç kusaklara aktaramamasina neden olmustur. Bütün bunlara karsin, Alinin Islam hukuku alanindaki uzmanligi yandas ve karsi olan tüm çevrelerce kabul edilmektedir. Nahiv ve cifr bilimlerinin de esaslarini onun koydugu savunulur. Güzel ve etkili konusma yetenegi nedeniyle ortaya koydugu sanatsal ve felsefik degeri olan sözleri, hitabet alaninin anitlari olarak halen de varliklarini korurlar.[16]
Islamligin içinde gelen ve her anini yasayan biri olarak Islamiyetin öz degerini ve temel amacini en iyi bilen Alidir. Arap dilinin kurallarini saptayarak, Arap gramerinin düzenlenmesine öncülük etmistir. Islam hukukunun en iyi bilenidir. Mahkenmede taniklarin etkileme olasiligini ortadan kaldirmak için, tek tek dinlenilmesi yöntemini ilk uygulan Ali olmustur. Halifeler, devlet yönetiminde Alinin bilgi ve deneyiminde yararlanmislardir. Halife Ömer de Alinin hukuk bilgisi konusunda uzmanligini kabul etmistir. Ali tasavvuf biliminin de piri sayilir. Kendisini, Ledün bilimine verdigi bilinir. Iyi bir asker olan Ali ayni zamanda, askerlikte önemli bir yeri olan topografya alaninda da üstün bir bilgi ve yetenege sahiptir. Islam dininin korunmasi ve yayilmasinda Alinin bu bilgi ve yeteneklerinin payi büyüktür.[17]
Ali Peygamber Muhammedin düsüncelerini degisen kosullara göre özüne en uygun biçimde en iyi anlatan ve yorumlayan olmustur. Bu yöntemiyle Islamliga derin, insancil bir nitelik kazandirmis olur. Islam felsefesinin temellerini atar. Ne kendi çaginda, ne de daha sonralari dinsel görevli hiçbir lider, onun ölçüsünde derin ve engin düsünceler yaratamamistir.[18]
Ali Kuran kaynakli bir düsünür, bilgin ve ozandir. Tanridan gelen Kurana baglandigini, Tanri elçisinin dogru yoluna inandigini, Muhammed yolundan ayrilmak istemedigini, Kurani yoldas eyledigini belirtir ve Tanridan kendisini Kurana dost kilmasini ister.[19]
4. Hz. Alinin Bilim, Bilgi ve Egitime Verdigi Önem
Peygamberin Bilim, Çinde de olsa aliniz özdeyisiyle onun ögreti ve pratik anlanda iyi bir izleyicisi olan Hz. Alinin Bana bir sözcük ögretenin kulu-kölesi olurum özdeyislesmis görüsleri Islamin ilk dönemine iliskin bilimsel ve egitsel yaklasim açisindan oldukça anlamlidir. Bu yaklasimlarda bilim, egitim tutkusu ön plandadir. Bilimi alma ve egitilmis bir toplum yetistirme isi ülkü kilinmistir. Yeni yaratilacak Islam toplumunun temel özelligi bu olacaktir. Bu dinin kuruculari egitime, yetistirmeye akilcica yaklasmakta ve gereksinim duymaktadirlar. Bilime, bilimsel olana, egitime, egitilmis topluma duyulan gereksinim çag asan bir tutumla özlenmekte ve yeni toplumun yasamina kazandirilmaya çalisilmaktadir. Çöl Bedevisi olan Arap toplumunu bir üst düzeye çikarma ancak egitimle, yeni deger yargilari almakla olasidir. Hz. Alinin egitim-ögretimi ülküsellestirmesindeki amaci budur. Yoksa amaçlanan sey kaba anlamda bir kul-köle olmak degildir. Zaten, Hz. Ali kulluga / kölelige karsi biridir.
Hz. Alinin bilim, egitim ve yetismis toplum yaratma anlayisinda çagi asan bir akilciligi (rasyonalizm) vardir. Olayi; tümüyle pratik olarak düsünmüs, ama bu pratige ulasmanin ögretisini de akilcilik çerçevesinde olusturmustur. Bu bakimdan sair ve sanatçi duyarliligi tasiyan Hz. Ali, ayni zamanda akilciligi yoluyla da kati bir gerçekçidir.
Peygamber olsun, onun izleyicisi Hz. Ali olsun bilimin ve bilginin alinmasinda sinir tanimaz bir anlayislari vardir. Bu alanda dar milliyetçi ve sovenist degillerdir. Oldukça uzak görüslüdürler. Çinde dahi olsa
nin anlami budur. Olaya, oldukça gerçekçi bakarlar ve ülküsel yaklasirlar.
Peygamberle Ali bu yanlariyla Islamin diger ileri gelenlerinden ayrilirlar. Halife Ömerin, Islami içermedigi, paganist oldugu ve Kuran / Islam ürünü olmadigi için Iskenderiye Kütüphanesini yaktirmasi[20]
kati bir Islam bagnazligidir. Oysa, Hz. Muhammedle Ali bu anlayistan uzaktirlar. Hangi kültürün, hangi inancin ürünü olursa olsun bilim ve bilginin alinmasindan yanadirlar. Çag asmayi, ileri bir toplum yaratmayi buna bagli görürler. Islam toplumu, Peygamberin ve Alinin uygarligin ürünlerini toplumlarina kazandirma savasimina ve ülküselligine ancak Abbasiler döneminde ve 10. yüzyildan itibaren ulasacaklardir. Dünya uygarlik ürünlerine Arap-Islam Devletinin kapilarini açacaklardir. Türk, Iran, Hint, Yunan, Roma yapitlari Arapçaya çevrilecek, bunun için çeviri kurumlari olusturulacak, bilim ve düsünce adamlari ülkeye çagrilarak degerlendirilecek, evrensel bilgiye ulasan ünüversiteler kurulacak, bilim ve felsefe akimlari alinacaktir. Batini / Ismaililerin de bilim çalismalari göz ardi edilemeyecek düzeydedir. Bütün bunlarin kökeninde Peygamberin ve Hz. Alinin bilim, düsünce, egitim ve akilcilik anlayislari yatmaktadir.
Hz. Ali, bir düsüncenin ve inancin öncüsüdür. Bu yanindan olacak ki, Islam ülkelerindeki tarikatlardan birkaçinin disinda hepsi Aliden kaynaklanmislardir. Soykütükleri Ali ile baslatilir. Ali, bu tarikatlarin Peygambere baglanmalarinda biricik halka olur. Dogallikla; bu Aliye olan inancin ve güvenin, ona Islam içerisinde verilen çok özel yerin sonucudur. Yoksa, Ali hiçbir zaman bir tarikat kurucusu olmadigi gibi, Islam temel inancinin disinda bir düsünce ve inanç çigirini da benimsememistir. Düsüncelerini erdem, dogruluk, esitlik, iyilik, yardiseverlik gibi güzel ilkeler üzerine oturtmustur. Bütün insanlari Ademle Havvadan gelmeleri nedeniyle esit görmüstür. Kisiye kalan, topluma yayilmayan bilgiyi önemsiz görür. Bilimin kisinin degerini arttirdigi, ona güzel degerler kattigini düsünür. Bilgin olanin çevresini, insanligi aydinlatmak, onlari yetistirip egitmek gibi ulvi bir görevi oldugunu söyler. Ayrica bilgilendirme isinin karsiliksiz yapilmasi gerektigini belirtir. Bilimin toplumsal oldugu düsüncesindedir. Evreni, ölü durumda kurtaran ona canlilik ve dirlik kazandiranin bilim oldugunu, bunun da bilimin toplumsal niteliginden kaynaklandigini, bilimle bir baska toplumsal özlü olan ahlâkin birbirlerini bütünlediklerini belirtir.[21]
Ali, düsünceleriyle çagimiza isik tutmustur. Bilmeyenin bilene düsman kesilse de, kisinin dogru bildigi yoldan gitmesini; çünkü yücelige, erdeme ancak bilgi ile ulasilacagini belirtir. Her dönemde cahil, bilenin karsisinda engeldir. Her dönem kötü insanlar bir baskasindaki kahramanliga, bilgiye ve mal varligina düsmanlik duymuslardir. Ali bunu çekmistir, yasamistir. Bunlarin gelismelere engel olmamasini, bilgi ve egitimin cahilligi yenecegini belirtir. Çünkü insanligin bilime, aydinliga gereksinimi vardir. Insanligin geriliginin / gericiliginin ancak egitim, bilim, bilgi ve bunun sonucunda dogacak olan bilinçle asilabilecegine inanmaktadir.[22]
Hz. Ali oglu Hasana ögüdünde; zenginligin en üstününün akil, yoksullugun en büyügünün ahmaklik, en korkulacak ve korkunç seyin kendini begenmislik, soyun-sopun en yücesinin güzel huy oldugunu belirtir. O; akili zenginlik, bilgisizligi yoksulluk, edepi en zengin miras, danismaki da en saglam arka olarak görür.[23] Dogallikla bunlar hep yasamdan dersler çikarmanin sonuçlaridir. Ali, bu konuda oldukça deneyimlidir.
Aliye göre, Tanri iki tip insani sevmez. Birincisi; yanlisa düsmüs, dogruluktan sapmis, basibos durumuna gelmis kimselerdir. Ikincisiyse; bilgisizligi kendinde toplamis olanlardir.[24]
Dogallikla, Ali bu örneklemeyle bilginin önemini vurgular ve kisiyi dogru yola ancak bilgililigin ve bilinçli olmanin ulastiracagini söylemeye çalisir.
Ali, bilime oldukça bel baglar ve gerekli görür. Kisinin kisiliginin olusmasini, olumlu nitelikler kazanmasini bilime, bilgili olmaya, egitim görmeye ve bilinçli olmaya baglar. Bilimi, bayrak edindigini söyler. Bilim, bilgi ve bilincin ancak çalisilarak elde edildigini özellikle vurgular.[25]
5. Hz. Alide Egitim
Bilim ve sanati (hüner) bütün rütbelerin en üstünde gören Ali, egitimi oldukça önemser. Bir inanç ve ahlâk adami olan Alinin egitim anlayisinda bu yani agir basar. Kisilik egitimini (nefis terbiyesi), egitimin temeli olarak görür. Onun kisilik egitimine verdigi bu önem bir çigirin baslangici olur. Tasavvuf ve tarikat akimlari nefis terbiyesi olarak bilinen olgun / yetkin insan yetistirmenin yolu olan kisilik egitimini tümüyle ondan alirlar. Çünkü, o bencilligin en büyük düsmanidir. En büyük savasi, nefse karsi savasta görür.
Ali, gelecegin kusagi olan çocuklarin egitilmesine önem verir. Tam bir egitimbilimcisi gibi davranir. Ona göre; çocuklarin kalbi herseyi yetistirmeye elverisli bos bir tarladir. Kendine ekilen herseyi kabul eder ve yetistirir.[26]
Dogallikla; Alinin amaci bu tarlaya iyi seyleri ekmek, onlari güzel degerlere sahip insanlar olarak yetistirmektir.
Çocuklarin küçük yasta egitilmesini ister. Büyüyünce egitim verilmesinin tasi naksetmek kadar zor oldugunu, yalniz çocuklukta alinan egitimin tasa kazilmis yazi gibi silinmeyecegini söyler. Egitimin büyük bir gömü / hazine oldugunu, hiç bir zaman tükenmeyecegini ve degerini yitirmeyecegini, bilgi ve bilincin gömü gibi degerlenecegini belirtir.[27]
Ali, egitime fonksiyonel bir görev yükler. Egitimi, insan yetistirmenin araci olarak görür. Yetismek; olgunlasmak, yetkin ve mükemmel duruma gelmektir. Bu, dogallikla nefisi egitmekle olur. Bireyde yeni bir kisilik yaratmadir. Bu süreci tamamlayan kimse sonunda kendini bilen kimse olacaktir. Bilgin olmanin yolu da kendini bilmekten geçmektedir.[28]
Ali bu anlayisiyla daha sonralari sen seni bil sen seni diyen Yunuslara, Haci Bektaslara ve Alevi ozanlara kaynaklik edecek, tasavvuf kisilik egitimi anlayisinda Alinin bu pinarinda içecektir.
Ali, ancak egitimle, bilgi edinmekle kisinin yücelip deger kazanacagi, soy-sopla yücelemeyecegi anlayisini sergileyerek Ortaçagin feodal anlayisina kafa tutmus ve bilgiyi, egitimi önemser durumua getirmistir. O, övülmeye deger olanin güçlü akil, utanma, nefsinden sakinma, arinma ve egitim oldugunu söyler.[29]
Ali, bu egitim ve bilgi anlayisini dogrudan egitim kurumlari kurdurarak yaratmaya çalismistir. Islamin baslarinda okullasma olayini yasama geçiren Ali olmus, bu çabasiyla Islamin ögretilmesine de önemli ölçüde katki sunmustur. Yönetime egemen olur-olmaz Medinede bu olayi baslatmis, merkezde bir okul kurmustur. Arapça gramerin ögretmenligini Ebu Esved ed-Düeliye, Kuran okutma ve egitimi ögretmenligini Abdurrahman es-Sülemiye, dogal bilimler ögretmenligini Kümeyl bin Ziyada, Arap edebiyati ögretmenliginiyse Ubade b. es-Samitle Ömer b. Selemeye vermistir.[30]
6. Hz. Alide Akilcilik
Ali, Islam rasyonalizminin (akilcilik / usçuluk) baslaticisidir. Onunla baslayan bu akilcilik Abbasiler döneminde doruga çikar. Ali, Tanrinin insana verdikleri arasinda en üstününün akil oldugunu, bunun hiçbir nitelikle karsilastirilamayacagini belirtir.[31]
Onun bu anlayisi; bidatlara, batil inançlara ve üfürükçülük, nushacilik, falcilik gibi ilkel sayilacak uygulamalara tepki göstermesinde, toplumu akila dayanarak düsünmeye çagirmasinda görülür.[32]
Ali, çagina göre çok ileri bir siçrama yaparak diyalektik düsüncenin temellerini atar. Degismenin, toplumsal olusum ve gelismenin esas ve degismez oldugunu dile getirir.[33]
Insanin yaratilis alani üzerinde düsünce üretir. Ancak olaya diyalektik bakmasina ve bir olusum süreci görmesine karsin, Kuran çerçevesinde kalir.[34]
Tanrinin varligi, büyüklügü ve yaraticiligi konusunda mistik bir tutum sergileyerek, bunun akilla bilinemeyecegini düsünür ve sezgiyi kullanir. Bu yaniyla, bu alanda sezgiyi esas alan mistik düsünceye çigir açar.[35]
Tanriya sevgi ile bakmak, içten baglilik duymak , ona yakin olmak bu baglamda yaklasmak Alinin Tanri konusunda Islamsal mantiga göre attigi önemli bir adimdir.[36]
Ali Tanriya bulunçla, içe kapanisla varilabilecegini düsünür.[37]
Bu içtenlikli baglanisla bütün gizli kapilarin açilabilinecegini belirtir.[38]
Onun bu Tanri yaklasimi, Aleviligin Tanriya bakisinin esasi olur.
Ali, Kuranin insanlik için bir aydinlik, bir isik oldugunu vurgular. Burada ortodoks Islamsal çerçevede kalir Yalniz, Aleviligin ve tasavvufi çevrelerin Kurana yorumu olan dis (zahiri) ve iç (batini) anlamlari oldugunun ilk düsünce imgelerini vererek, bu egilimlere düsünsel kaynak olur.[39]
7. Hz. Alinin Siirlerinin Sanatsal ve Edebi Niteligi
Ali düzyazi kitaplarinda oldugu gibi, siirlerinde de ögütçü, yol gösterici ve egitici bir anlayisi sergiler. Arapçanin bütün anlatim olanaklarindan yararlanir, sözcük oyunlarina basvurur, sasirtici imgeler, imgeler üretir. Bu alanda oldukça ustadir. Onun isledigi konular; sevgi, dine baglilik, yigitlik, erdem, eli açiklik, dayanisma ve esitliktir. Islam öncesi Arap siirinin bütün geleneklesen çizgisini izlemekten çekinmez. Hz. Ali, bir ozan olarak; bu tür konularda gerçekçi ve yasama siki sikiya baglidir. Düslere bagli kalmayarak tanigi oldugu olaylari tüm çiplakligiyla açiklar. Alinin Yedi Askidan esinlendigi de gözden kaçmamaktadir.
Hz. Alinin siirleri; onun çagini, düsüncelerini, egilimlerini, duygularini yasamin olaylariyla birlikte verirler. Siyasal olaylar ve gelismeler bütün çiplakligi ve çeliskileriyle birlikte siirlere yansimistir. Alnin siirleri Islam dininin ortaya çikis ve gelisme kosullarini, dalgalanmalari tüm somutluguyla gösteren yasanmis belgelerdir. Ali de tüm çiplakligiyla olaylarin içinde biridir. Islam dinini yaymadaki en önemli rol üstlenisi görülür. Halife seçimi türü olaylar da bu siirlerde ve söylevlerinde genisçe yer almistir. Bu siirlerde Alinin gönüldesligi, eliaçikligi, erdemliligi, insanlara davranis biçimi, kahramanligi, adilligi genis yer tutar. Alinin siirlerindeki basarisinda dilinin özlülügü de rol oynar.
Alinin siirlerinin bugüne dek ögretim kurumlarina sokulmayisi, örnek olarak gösterilmeyisi sasilacak seydir.
Eyubogluna göre Alinin siirleri tümü, özgünlük bakimindan etkili bir bulus sayilmaz. Ancak sözcüklerin seçimi, dizelerin anlam bakimindan birbirine baglanmasi oldukça ustacadir. Siirindeki basat etki dilinin gücüdür. Siirini, düsüncelerinin araci olarak kullanmistir. Döneminin sanatinda görülen temasal çeliskiler, Alinin siirlerine de yansimistir. Alinin kahramanligi siirlerinde de açikça görülür. Alinin yigitligi, korkusuzlugu türünde özelliklerinin tümü, din düsmanlarina karsi sergilenen duygularla örülmüstür.
Alinin siirlerine yansiyan ve tarihe isik tutan bir baska konu da; Peygamberin ölümünden hemen sonra çevrelerindeki Müslümanlar arasinda bir çözülmenin baslamasi, geçimsizligin yüze vurmasi, neredeyse yoldan sapmalara varan gerginliklerin ortaya çikmasidir. Kimi dizelerde bu olumsuz gelismeler çok açikça görülür.
Alinin siirlerinde gerçeklik, toplumsal örtü altinda yalinca verilir. Ali ne ölçüde ulvilestirilirse ulvilestirilsin, bir yerde onda dogal denetim ön plandadir. Siirlerde ulvilestirilmis Alinin yerini, insan Ali almistir. Siirlerde, gerçeklik ayaklari üzerine basmaktadir.
Alinin siirlerinde Islamin dogus yillarinda Mekke- Medine- Küfedeki egemen olan yasam anlayisinin, varolan ahlâksal yasamin niteligi kolayca görülür. Bütün bunlar destanimsi bir havayla anlatilir. Ilk çaglardaki Mezopotamyadaki Gilgamis, Hindlilerdeki Ramayana, Greklerdeki Homeros, Araplardaki Yedi Askida görülen destansallik özelligi Alinin siirlerinde kendini ortaya koymustur.
Alinin sirleri bugüne dek egitim kurumlarina girmemistir. Toplum bu siirlerde oldukça uzak kalmistir. Halk kesimi bilmedigi gibi, nedense aydinlar da bu siirleri bilmemektedir. Ali, halk tarafindan destansi özellikleriyle ve cenkleriyle bilinir. Demek ki, halk onu kahramanliklariyla sevmis ve benimsemistir.
Ali, siirlerinde sürekli Peygamber Muhammedin izinde oldugunu vurgular. Bu yola, sonralari sünnet denmistir. Aliye karsi olanlar da bu sünnetin temsilciligini yaptiklarini savunmaktadirlar. Bu da siirlerin içerigiyle çelisir. Dogallikla Ali, siirlerini yalnizca siir olsun, sanat olsun veya bireysel doyuma ulasmak için yazmamistir. Düsüncelerini ve Peygamberin yolunu bildirmek, tanitmak ve göstermek için yazmistir. Çünkü Ali, Muhammed-Ali Yolunun kurucusu ve sürdürücüsüdür. Bu da siirlerinin asli konusu olmustur.
Alinin siirleriyle çevresini, yolunu izleyenleri veya izleyecek olanlari yeterince etkiledigi söylenemez. Alinin kimi dizeleri birer atasözü, özdeyis niteligi alarak agizdan agiza sürdürülmüstür. Bunlar da çogunluk; bilgelik, dogruluk, erdemlik, eliaçiklik, yardimseverlik, verilen söze baglilik vb. konularini içerir. Onun Nehcül-Belâga adli yapitinda da biraraya getirilen konusmalari çokluk uyarilari, ögütleri içerir niteliktedir. Peygamberin ben bilim kentiysem, Ali de kapisidir türündeki sözü nedeniyle Ali bir bilim öncüsü olarak görülür. Ancak bu bilimin, Islam kavramiyla çevrelendigini de bilmek gerekir. Yoksa, Ali bir pozitif bilimci degildir. Onun bilimciligine ve bilim adamligina, Islamsal bilimlerle sinirli olarak bakmak gerekir. Yani o Kuran, fikih, tefsir, kelâm gibi alanlarda çalisan, düsünce üreten bir Islam bilimcisidir.
Ali siirlerinde ve söylevlerinde (hutbelerinde) bütün gerçeklerin Kurandan kaynaklandigi kanisini sergiler. Onun gözünde dogruluk, erdemlilik, bilgelik ancak Kurana uymakla nitelenebilir. Bu özellik, onun siirlerini Islam inançlarini yayma düsüncesiyle yazdigi izlenimini vermektedir. Kuransal ve Muhammedi Islamin içtenlikli temsilciligini üstlenen ve bunu kendisi için tarihsel sorumluluk olarak gören Muhammed-Ali Yolunun kurucusu olan Ali, kaynagini Kuranda bulan bir inancin ozani olmustur.
Alinin siirlerinde Arap yasantisinin özelliklerini, çöl dogasinin niteliklerini yansitan özgün buluslar, benzetmeler görülür. Bunlarin hepsi dogadan ve dogal olandan alinmislardir. Arap siirinin özelliklerinden olan; bu dogadan esinlenme ve yasama ortaminin kosullarindan etkilenme Alide tümüyle vardir. Özellikle, kullandigi imler çöl dogasinin gerektirdigi niteliktedir.
Alinin siirlerinin eski Arap siirinden esinlenmesi dogaldir. Araplarda siirin ve edebiyatin bir siyaset yapma araci olmasi, bir ideoloji ve amaç sahibi olan Alinin siire yönelmesine ve etkileyici siirler yazip söylemesine neden olmus olabilir. Ayrica Araplalarda siir ve belagâtli söz söylemek ve edebiyat yapmak önemli bir geleneksel damara sahiptir. Yedi Aski, Aliye ulasan bir sanat ve siir damaridir. Alinin siir söylemesinin Yedi Aski ozanlarini animsatmasi bu açidan önemsenmelidir.[40]
Ali, Arap ve Islam toplumunun yetistirdigi önemli bir sair ve edebiyatçidir. Günümüzde artik Alinin bu özelligi görülmeli ve onun ürünleriyle toplumlar, özellikle genç kusaklar tanistirilmali, siirleri ve söylevleri okul müfredat programlarina konularak çocuklarimizin Aliden yararlanmalari saglanmalidir.
Ali, çaginin önemli hatiplerindendir. Etkili konusan büyük bir söz ustasidir. Oldukça ustaca, sanatsal degerli ve içerik bakimindan zengin olan siirleri bu alanda bir araçtir.[41]
O, siirleri yoluyla davasini ve düsüncelerini savunmustur.
Baki ÖZ
Aleviligin Olusum Tarihi
Aleviligin tarihi Islam'in ilk dönemlerine dek uzanir. Haz. Muhammet, sagliginda kendisinden sonra Islam dünyasina önderlik edecek kisi olarak Hz. Ali'yi görüyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammet'sen sonraki ilk müslamandi. Hz. Ali, peygamberlerin amcasinin oglu e birlikte büyüdügü, kardesi gibi sevdigi bir kisiydi. Hz. Muhammet vefatindan önce bazi hadislerinde ve çesitli yerlerde yaptigi toplantilardaki konusmalarinda kendisinden sonra ümmetine yol gösterecek kisinin, rehberin, Ali olmasi gerektiginin üstünde durarak vurguluyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammet'in cani gibi sevdigi ve deger verdigi sag kolu idi. Bu sevginin ve sayginin en güzel örneginde Hz. Muhammet'in çok sevdigi degerli varligi sevgili kizi Fatma ile Ali'yi evlendirmesiydi. Hz. Muhammet'in erkek çocugu olmamisti. O'nun soyu sevgili kizi Fatma ile Ali ile olan evlilikten olacak çocuklar ile devam edecekti. Ali'yi kendisinden sonra Müslümanlara önderlik edecek en uygun kisi olarak görüyordu. Hz. Muhammet bir hadisinde; "Ulular Ulusu Allah, Peygamberleri ayri ayri agaçlardan (soylardan) yaratti. Benimle Ali'yi ayni agaçtan yaratti. Agacin kökü benim, Ali dallari budaklaridir. Fatma o agacin verimidir. Hasan ve Hüseyin meyveleri, Siamizda yapraklaridir. Kim bu agacin dallarindan birine yapisirsa kurtulur. Yapismayan helak olur." (1) der. Hz. Muhammet cemaatle sohbet ederken kendisinin de insan oldugunu bir gün bu diyardan göç gidecegini ifade ettikten sonra konusmasini söyle sürdürür. "Size iki paha biçilmez sey birakiyorum. Ilki Allah'in kitabi, digeri Ehlibeytim. Size Ehlibeytime uymanizi ögütlerim" dedikten sonra sözlerini birçok hadis kitabinda yeralan su sözlerle sürdürür. Ehlilbeyt'i yani kendi aile çevresini kastederek, "Onlarin önüne geçmeyin, yani onlarin hükümlerinden baska bir hüküm vermeye kalkmayin, yoksa helak olursunuz
(2) der. Hz. Muhammet bir baska hadisinde de, "Ben ilmin sehriyim, Ali Kapisidir, sehri dileyen kapiya gelsin, Ben hikmetin sehriyim, Ali kapisidir, hikmeti dileyen kapiya gelsin" (3) der. Gene Ali ile ilgili baska bir hadislerinde de Hz. Muhammet söyle diyor: "Ali bendendir ben ondanim, ben kimin mevlasi veliyf-I emri isem, Ali'de onun mevlasidir. Ali insanlarin hayirlisidir. Kim bunu kabul etmezse, gerçektende kafir olmustur
" Hz. Muhammet Kuran-I Kerim ve Hz. Ali iliskisini ise bir hadisinde söyle anlatiyor. "Ali, Kuran iledir ve Kuran Ali ile; ikisi havuz kenarinda benimle bulusuncaya kadar ayrilmazlar." (4) Ali'nin kisiligi ile ilgili bir hadisinde ise; "Ümmetimin enileri ve gerçek hüküm vereni Ali'dir. Allah'im O nereye dönerse, nereye varirsa O'nunla beraber ol
" Hz. Muhammet kendisinden sonra yerine Hz. Ali'nin görevlendirildigini bir baska hadisinde söyle açikliyor; "Ali benim bilgimin kapisidir; teblige memur olarak gönderdigim seyleri benden sonra ümmetime bildiren, açiklayan kisidir; O'nu dinleyin.." ve "O"na baskaldirmak nifak
" (5) der. Hz. Muhammet, Ebu Talib'in evindeki bir toplantida, ellerini Ali'nin omuzlarina koyarak söyle der; "Içinizde bu benim kardesimdir, vasiyimdir, halifemdir, artik O'nu dinleyin ve O'na itaat edin." Hz. Muhammet'in Hz. Ali'yi kendisinden sonra halifesi olarak düsündügünü birçok kaynakta görüyoruz. Hatta gelecekte olacaklari önceden görmüsçesine ileride bu konuda bir huzursuzluk çikmasi durumunda Hz. Ali tarafinin tutulmasi gerektigini bir hadisinde söyle belirtir: "Benden sonra fitne (huzursuzluk) olacaktir. Bu oldu mu, Ebu Talib oglu Ali tarafini tutun. Çünkü O bana ilk iman edendi. Kiyamette de benimle ilk dostluk edecek odur. O Siddiyk-I Ekber'dir O bu ümmetin Faruk'udur. O müminlerin ulusudur, reisidir." (6) Hz. Muhammet Veda Hacci'nda kendisinden sonra yerine Ali'yi vekil tayin ettigini söyle açiklamistir: "Ben kimin mevlasi isem, Ali'de O'nun mevlasidir. O'na dost alana dost, düsman olana düsman ol, O'na yardim edene yardim et, O'nu horlayani horla, nerede olursa olsun gerçegi O'nunla beraber kil.." (7) Hz. Muhammet'in bu açiklamasindan sonra; Ebu Bekir, Ömer ve sahabeden önde gelenler Ali'nin veliligini kutlarlar hatta Ömer; "kutlu olsun sana ne mutlu ey Ebu Talip oglu Ali, bugün benim ve her erkek ve kadin müminin mevlasi oldun" diye konusma yapar. Bu gelismelerden sonra Hz. Muhammet bu dogrultudaki konusmasinin sonunda "kalk ya Ali" diye Ali'yi ayaga kaldirir ve cemaate söyle der. "Benden sonra imam olarak halka dogru yolu göstermek üzere seni seçtim.Senden razi oldum, Ben kimin mevlasi isem Ali'de onun mevlasidir, özünüz dogru olarak O'na uyun
" arkasindan; "Allah'im O'nu seveni sev O'na düsman olana düsman ol" diye ilave eder. Hz. Muhammet vefasindan sonra kendi yerine Hz. Ali'yi düsünmesine ve bunu çesitli vesilelerle açiklamasina karsin kendisinin dünya degistirmesinden sonra olaylar düsündügü gibi gelismemistir. Hz. Muhammet hasta yatarken durumunun agir oldugunu fark edince çevresindekilere; "Bana yazmak için bir seyler getirin. Size bir sey yazdirayim ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz" (8) der. Peygamberin bu isteginin yerine getirilip getirilmemesi konusunda tartisma çikar. Orada bulunan Ömer ve çevresi Peygamberin kendinde olmadigini, yazacaklarinin geçersiz olacagini ve hatta peygamberin "sara nöbeti" geçirdigini söyleyerek vasiyetin yazilmasina engel olurlar. Böyle olunca Hz. Muhammet vasiyetini yazamadan dünyasini degistirir. Hz. Muhammet'in vefati karsisinda; basta Hz. Ali ve Fatma olmak üzere yakin çevresi sok olur. Peygamberin ölümü karsisinda sevenleri saskina dönerler. Bu saskinlik atlatilmadan büyük bir üzüntü hali yasanirken; Hz. Ali, Hz. Fatma, Selman-i Faris ve aile yakinlari aci içinde Hz. Muhammet'in cenaze isleri ile ugrasirken, Ömer etkisi altina aldigi bazi kimselerle Ebubekir'i halife ilan ederler. Arkasindan da önüne geleni kiliç korkusu ile Ebubekir'e biat'a zorlar.
Aleviligin Temel Kurumlari
Kirklar Cemi, Alevi Bektasi ibadetinin esasi olarak kabul edilen Cem ve Semah döneminin mitolojik kaynagi varsayilmaktadir. Bu efsanevi anlatim; kati, kuralci, sekilci ibadet biçimi olan Islam'in Sünni (Hanefi, Safii v.s.) yorumuna karsi alternatif bir ibadet biçimidir. Anlatimda geçen birçok öge ve verilen mesaj Alevi dünya görüsünün kaynagi sayilir. "BIRIMIZ KIRK KIRKIMIZ BIRDIR BIZIM.." Kaynaklara göre, "Hz. Muhammet, ati Burak ile bir gece Mirac'a çikar. Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konusur. Bunun 30 bini sirri hakikat olup Hz. Ali'de kalir. Miraç'ta Hz. Muhammet'e; süt, bal ve elma verildigi rivayet edilir. Bal aska, süt sevgiye elma ise dostluga isaret eder. Muhammet, Mirac'a çikarken yoluna bir kükremis aslan çikar. Aslan yolunu keser. Gaipten bir ses (nida) gelir. "Parmagindaki yüzügü aslanin agzina atmasi" istenir. Muhammet böyle yapar aslan sakinlesir, yoluna devam eder. Muhammet, Cenab-I Hak ile görüstükten sonra sehre döner. Yolda bir dergâha rastlar. Merak edip gidip kapisini çalar. Içerdeki ses; "Kimsiniz?" der. Muhammet ise; "Ben peygamberim içeriye girmek istiyorum" der. Kapi açilmadan içerden gelen ses; "Peygamberligini git ümmetine yap. Bizim aramiza peygamber sigmaz" der. Hz. Muhammet kapidan ayrilip yürümeye baslayinca gaipten gelen ses ayrilmamasini kapiyi yeniden çalmasini ama yaniti farkli vermesini söyler. Muhammet yine kapiyi çalar: Içerden yine; "Kimsiniz" diye sorulur. Bu kez Hz. Muhammet; "Bende sizden biriyim. Bir insanim. Sizi görmek istedim" der. Bu yanittan sonra kapi açilir. Muhammet içeri alinir. Içerden "Hosgeldin sefa getirdin, ugur getirdin" diyerek karsilarlar. Hz. Muhammet içerde olusmus bir meclis görür. Hatta sayimini da içinden yapar. Tam 39 kisi vardir. Üstelik bu meclis kadin ve erkeklerden olusmustur. Bunlarin 22'si erkek 17'si kadindir. Muhammet' yer gösterilir. O'da gösterilen yere oturur. Hz. Ali'de meclistedir. Muhammet tesadüfen Ali'nin yanina oturur. Hz. Muhammet sorar. "Size kimler denir?" der. "Bize Kirklar denir" diye yanit alir. "Ama burada 39 kisi saydim" der. "Selman-i Pak Can Parstadir"denir. "Peki sizin ulunuz, büyügünüz, küçügünüz kim" diye sorar Hz. Muhammet. Gelen yanit söyle olur: "Bizim küçügümüz, büyügümüz yoktur. Küçügümüz de uludur, büyügümüz de uludur. Birimiz kirkimiz, kirkimiz birimizdir" denir. Bunun üstüne Muhammet meclisten bunu kendilerine kanitlamalarini söyler. O sirada Ali kolunu uzatir ve gömlegini siyirir. Içlerinden biri "destur" diyerek biçagin ucu ile kolunu hafif kanatir. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her can'in kolundan birer damla kanin gelmesi izler. 40. canin bir damla kani da pencereden içeri gelir. Bu ise Selman-i Pak'in kanidir. Sonra Hz. Ali kolunu baglar, hepsinin kanamasi durur. Selman-i Pak, Parstan dönüste bir üzüm tanesi getirir. O'nu Hz. Muhammet'e verir ve bölüstürmesini ister. Muhammet erilen kapta üzüm tanesini ezer, çikan dem meclisteki kadin-erkek canlara dagitilir. Kirklar üzüm suyunu içerler. Hep birlikte mest olurlar. "Ya Allah" deyip semah dönerler. Hz. Muhammet'te onlara katilir. Büyük bir cosku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammet'in basindan sarigi (imamesi) düser. Kirk parçaya bölünür. Kirklar parçalari bellerine baglarlar, kemerbest olurlar. Hz. Muhammet, Kirklar Meclisi'ne pirlerini sorar. "Pirimiz Ali'dir" derler. Böylece, Hz. Muhammet, Ali'nin de orada oldugunu ögrenmis olur. Ali, Hz. Muhammet'in yanina gelir. Hz. Muhammet Ali'nin parmaginda, Mirac'a giderken "aslana" verdigi yüzügü (hatemi) görür. Ali'ye sarilir, O'nu bagrina basar." Alevi inancinda; kadin ve erkek canlardan olusan Kirklar Cemi'nin tayin edici önemi vardir. Anadolu Aleviligi'nin inanç temellerinin, yasam biçiminin, dünya görüsünün, felsefesinin kökleri bu söylencede aranmalidir. Kadin ve erkek canlardan olusan Kirklar Meclisi, mitolojik anlamda da olsa Alevilerin dinsel ve sosyal örgütlenmelerinin tarihsel kaynagi kabul edilebilir. Bu anlamda da bu söylencede geçen sembolik özellikler Alevilik açisindan ayirtedici öneme sahiptir. Kirklar Meclisi'nin kadin ve erkekten olusumu kadin ve erkek esitliginin önemini vurguluyor. Kirklar Meclisi ile Hz. Muhammet arasindaki diyalogdaki vurgulardan; "birimiz kirk, kirkimiz bir" olgusu esitligi, insan olmayi, türab olmayi vurguluyor. Gerçegin gökte degil, yerde oldugu meclisin sembolik önemi ile vurgulaniyor. Herkesin esit ve ulu olmasi; vahdette kesret, kesrette vahdet (varlikta birlik, birlikte varlik) iliskisini ifade ediyor. Kaynakta; Alevi inancinda Tanri'nin, Peygamber'in ve insanin yeri belirtilmektedir. Aslan ve yüzük sembolü ise; insanin Tanri'nin bir ifadesi; O'nun bir yansimasi, parçasi oldugu, Adem'in Hakk'in halifesi oldugu anlayisini vurgulamasi açisindan önemlidir. Bu örnekte Alevi-Bektasi ibadeti olan Cem'in ve Semah'in da kökleri belirtilmis oluyor. Bu söylence; Anadolu'da yaklasik bin yildir her tür olumsuzlanmaya karsilik Alevilerin Cem ve cemaatlerinde, sosyal hayatlarinda kadini bir bütünün ayrilmaz parçasi gören, lokmasini yoksullarla kirka bölerek paylasmasini bilen, insana en yüksek degeri veren Aleviligin saglam mayasini da ele veriyor.
Aleviligin Bazi Degerler Konusunda Düsünceleri
Alevilik kendine özgü bir yasam biçimidir. Alevilikte, Sünnilige kiyasla insana olaganüstü bir sevgi ve saygi vardir. Sünnilikte insan "kul"dur. Insan için; günahlar, yasaklar, cinler, periler, binbir çesit korku vardir. Allah'a ulasmak için bile insanin önüne önünü konan çesitli tuzaklar basari ile asilarak gerçeklesebiliyor. Halbuki Alevilikte Allah korkusu, din korkusu, cennet ,cehennem vs. korkusu yoktur. Allah sevgisi vardir. Hersey insandadir.Hersey insanin kalbinde saklidir. Insani sevmek, inancin esasidir. "Hak ademdedir. " Ademden baska yerde Hak aramak nafiledir. "Insan kibledir" " Secde edilecek makamdi; mihraptir." "Insan konusan kurandir". Haci Bektas Veli; Alevilikte insan anlayisini, Alevi felsefesinde insanin yerini bakin nasil ifade ediyor: "Hararet nar'dadir, Sac'da degildir. Keramet bastadir, Tac'da degildir. Her ne ararsan kendinde ara Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da degildir". Alevi yolunun önemli haklarindan biri olan Hallaci Mansur'un "Enek Hak" diye ifade ettigi ölümüne neden olan anlayis; "Tanriyi insanlastiran, insani Tanrilastiran sevgi anlayisidir." Hak ademdedir anlayisidir. Insani yücelten anlayistir.Bakara süresi'nde "Meleklerin secde etmesi" gereken insandir." Size sahdamarinizdan daha yakinim " diyen ayetteki anlayistir. Alevilikte sevgi özellikle insan sevgisi o denli yüceltilmistir ki, o Alevi inancinin temelini olusturmustur. Sevgisiz hiçbir seyin yasayamayacagi gibi inancin da yasamayacagindan hareketle; sevgi adeta "din derekesinde" ifade edilmistir. Halk ozanlari bu anlayisi; "benim dinim sevgidir". Diye ifade ermislerdir. Pir Sultan Abdal,insan Allah iliskisini bakin anlatiyor: "Sen Hakk'i yabanda arama sakin Kalbini pak eyle Hak sana yakin Insan hor bakma gözünü sakin Cümlesin insanda bulduk erenler..." XVII. yüzyida yasamis tasavvuf eri Misri Niyazi, bakin Tanri'ya ulasmak için yapilan ibadeti nasil degerlendiriyor: "Savm-ü Salt hac ile sanma biter zahit isin Insan-i kamil olmaga lazim irfan imis..." Yani; namaz kilmak oruç tutmak, hacca gitmek ile isin bitecegini sanma, Insan-i kamil olmak gerekiyor. Yoksa sekilci ibadetler nafile diyor. Alevilikte insana yabanci olan hiçbir seyin inançta yeri yoktur.Hersey insan içindir. Bu nedenle Alevi felsefesinin , Alevi inancinin özü; insan sevgisidir, hosgörüdür. Hz. Ali gibi, Haci Bektas Veli gibi insanliga örnek olmus, Kisilikleri "Tanri katinda görme" anlayisi bu coskun sevgi anlayisindan kaynaklaniyor olsa gerektir. Yunus Emre'nin, Haci Bektas Veli'nin, Pir Sultan Abdal ve bu gelenegin sözcüklerindeki tasan insan sevgisi, kaynagini bu sevgi okyanusundan almaktadir. "Bir kez gönül yiktin ise Bu kildigin namaz degil Yetmis iki millet dahi Elin yüzün yumaz degil Yunus, Tanri insan ileskisini de; "Yeri gögü aradim Hiç mekanda bulmadim Buldum insan içinde..." Bu sevginin yolu da "gönül kabesi"nden geçmektedir.Yunus'un dedigi gibi diyerek Allah'in yerinin yerde gökte degil, insanin kalbinde oldugunu ifade etmis oluyor. Iste Alevi yolunda buna; "gönül kabesi"deniyor.
Alevilikte Tanri Inanci
Allah inanci vardir. Din korkusu, cennet, cehennem korkusu yoktur. Hersey insandadir. Allaha yapacagi kötülüklerden dolayi inanilmaz. Kuran'in Bakara suresinde Tanri'nin dedigi gibi; Tanri insana sahdamarindan daha yakindir. "Size sahdamarimdan daha yakinim" Bakara Suresi Hersey insandadir. Her sey insanin kalbinde saklidir. " Hak ademdedir" Ademden baska yerde Tanri 'yi aramak bosunadir. "Insan kibledir." Pir Sultan Abdal'in dedigi gibi "Insan secde edilecek makamdir, mihraptir." Alevilere göre; "Insan konusan Kuran'dir" Hz. Ali " ben Kuran-i Natik'im." Yani " konusan Kuran'im" demistir.
Anadolu Aleviligi
Türkler Islamiyet 9.-11.yüzyillarda tanistilar. Islamiyet'i kabul etmeden önce Samanist idiler. Uzun ve yorucu bir tanisma dönemi yasadilar. Savasli, kavgali, gerilimli, acili bir tanisma döneminden sonra Islamiyet'i kabul ettiler. Daha dogrusu kabul etmek zorunda kaldilar. Türkler, Islamiyet ile eski dinlerinin ve kültürlerinin bir sentezini yaptilar. Islamiyet'i Türkçe yoruma tabi tuttular. Islam, Türklerle birlikte Anadolu'ya gelmistir ve Anadolulasmistir. Hz. Ali ile Dede Korkut Anadolu'da bulusunca Anadolu Aleviligi olusmustur. Anadolu Aleviligi denen Aleviligin özgünlügü bu tarihi sentezden ileri gelir. Arap kaynakli Islamiyet'te Allah'tan baska bir varliga tapinmak günah sayilir. Ama Türklerde yüksek daglara, coskun sulara, büyük agaçlara, ormanlara, toplumsa sevilen sayilan kisilerin ölünce mezarlarina sevgi, saygi gösterilir. Onlar kutsanir. Agacin gereksiz yere yakmak, suyu lüzumsuz yere kirletmek günah sayilir. Türkler göçler yolu ile 10. ve 11. yüzyilda Türkistan'dan Anadolu'ya geldiklerinde Islam'i kavrayis biçimini de Anadolu'ya getirdiler. Islam'i kabul ettiler. Hatta yayamaya basladilar. Ama eski kültür miraslarini inançlarini da Anadolu'ya tasidilar. Islamiyet içinde hilafet meselesinde ortaya çikan Hz. Ali yanliligi Iran'da Siiligi, Pakistan2da Ismailiyeligi, Misir'da Fatimiligi olustururken Anadolu'da da Aleviligi olusturdu. Anadolu Aleviligi, Ali ve Ehlibeyt sevgisini, kadin erkek esitligini, kardesligi, hakça bölüsümü, doga ve hayvan sevgisini, özgürlülügü, her tür ayrimciligi ve her tür toplumsal haksizliga karsi olmayi kendine erdem edinmis kaynagi dinsel olan yapilanmadir.
ALEVILIKTE DEDELIK
Alevilikte ibadet biçimi olan Cem Islam dininin yayilmaya baslamasi ile yasittir.
Tarihi vesikasi ise bir çok islam küllüyeleridir. Bunlardan Sahihi-Buhari Taberi tarihi, alti parmak, kissasi Enbiya ve Kuran baslicalaridir. Ayrica Kum kentinde yayinlanan Imam Cafer-i Sadik fikihi önemli bir kaynakçadir.
Bilindigi gibi Hz. Muhammed Mirac Dönüsü Kirklar Ceminin toplanmasina rastlar. Bu konuda Sunni Islam ülamasi ile Sii Ulama arasinda netlik olmamasina ragmen her iki taraf da Cemi onaylamadiklari bir görüs belirlemedikleri gibi hatta bazi tartismalarinda Kirklar Ceminin Islam içinde bir ibadet biçimi oldugunu kabul etmektedirler.
Bu konunun uzun uzun yazilmasi gereken bir konu oldugunu okuyucularimiz bilirler. Biz bu yazinin girisinde kisaca deginecegiz.
Islam dininin yayilmaya baslamasiyla, onun teokratik yapisi, seriatin bagnaz önerilerini ve sekilci bir ibadet biçimini onaylamayan, sosyal açidan Islam dinini yorumlayan genis bir kesim tepkisini adina Cem dedikleri ibadet biçimini gündeme getirerek Tanrinin rizaliginin bu sekilde de alinabilecegini ortaya koymuslardir.
Islamin teokratik yapisinda hosgörü, kadin erkek esitligi, insanin emek degerini öne çikaran unsurlar olmadigi gibi, Islam seriatinin tek yanli istekleri de rencide edici görülmüstür.
Iste bunun içinde Islam dininin yayilmasinda, önemlice görevler üstlenen büyük bir bölüm ibadetten amaç Tanrinin rizaligini almak oldugunu söyleyerek bunun Cem yapilarak, zikredilerek ve semah dönerek yapilabilecegini de ortaya koymuslar ve bizzat da adina Kirklar Cemi denilen cem erkani ile hayata geçirmislerdir.
Ilk Kirklar Cemine adindan da anlasildigi gibi kirk kisi katilmislardir. Bir rivayete göre 13ü kadin 17si erkek, diger bir rivayete göre ise, 17si kadin, 13ü erkekdir. Birinci biçim tarafimizdan da tesbit edilmistir. Daha sonra Miraç dönüsü Hz. Peygamberin de katilimi ile bu sayi kirk bir kisiye ulasmistir.
Ceme Mirac dönüsü bizzat katilan Hz. Muhammed semah dönerken Semahin ritmine kendini kaptirmasi sonucu basindaki sarigi açilmistir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, Hz. Muhammed sagliginda cem ibadet biçimi hakkinda herhangi itiraz eden söylemi olmadigi gibi, hadislerinde bir bir itirazina rastlanmadigi gibi Kuranda da 52 ayette Aleviligin 12 hizmetine uyan ayetler bulunmaktadir. Gerek Diyanet Isleri Baskanliginin, gerekse Islam dinini kendi kafalarina göre yorumlayan sartlanmis kafalarin Kuranda ayrilarak Aleviligin ibadet biçiminin Islam dini ile ilgisi olmadigini söylemeleri Aleviligin varliginda rahatsiz olduklarinin belli bir kanitidir.
Yeryüzünde var olan tüm dinlerin kendi bünyelerinde bir inanç biçimleri vardir. Inanan insanlarin hepsi, Tanrinin rizaligini almak için kimisi Kilisede dua ederler, kimisi Camide namaz kilarlar, havraya giderler ve kimisi de cem evinde tevhid çekip Alahin birligi için dara dururlar. Bunlara ilave olarak da bir çok ülkede de inanç sahipleri cesetlerini yaktirmak suretiyle Tanrinin rizaligini aldiklarini sanirlar.
Ülkemiz Türkiyede Sünni kesim ibadetini Camide yaparken Aleviler ise 1400 yillik bu süreci cem evinde icra ederler.
Her iki kesim de Allahin birligini, Peygamberin resullugunu ve Kurani kabul etmelerine ragmen, seriatin teokratik uygulamalarina ve isteklerine farkli bakmaktadirlar.
Bunlarin ana temelinde yatan iki önemli farklilik ise ibadet biçimi ve imam konusudur.
Sünni kesimde imamin kimligi kisiligi önemli degildir. Önemli olan o kisinin Sünni devlet yapisinin belirledigi biçimde ibadet yaptirmasini bilmesidir.
Alevilikte ise imam konusu yani dedelik son derece titizlik ister. Basta Imam Cafer buyruguna ve Imam Cafer Fikihina göre, 1400 yillik Alevi gelenegi de dahil olamk üzere, dede olan kisi Alevilikte bir temel doktrin olan Eline, beline, diline ilkesine sahip olan kisidir. Yani kiz kaçirip sebepsiz yere karisini bosamamis olacak. Yasami içinde haksiz kazanç edinmeyecek. Toplum içinde yüz kizartici suç islememis olacak, müsahibi olacak ve müsahibinden ayrilmamis olacak, cem adab ve erkanini iyi bilmis olacak, egitici olacak, dini konuda sosyal konularda bilgili olacak, barisçi, birlikçi niteliklere sahip oldugu gibi, On Iki Imamlar süregini, Imam Cafer Fikhini ve Islami bilgi sahibi olacak, ve dinler tarihine vakif olacak.
Çagdas olan Alevi Dedesi diger tarafta Aleviligin bir gelenegi olan zalimden yana degil mazlumdan yana olacak, her türlü yeniligin yaninda olup, insanin insan tarafindan sömürülmesine karsi oldugu gibi, toplum içindeki adaletsizliklere karsi tavir koyacaktir. Alevi dedesi hem dini, hem de sosyal açidan halkinin yanindan olmalidir.
Bunlarin hepsinden önemlisi de Alevilikte dedenin Evladi Resul olmasi kesin bir zorunluluktur. Yani dedenin On Iki Imamlarin soyundan gelmesi bir kuraldir. Dede, Ehlibeyti temsil eden kisidir.
Sünnilikte ise bir imamda bu nitelikler aranmamaktadir. Bu nedenle günümüzde Sünni devletinin resmi temsilcisi Diyanet Isleri Baskanligi yurt içinde ve yurt disinda bu gelismelere seyirci devletin bütçesini hortumlayarak kendi içinde kendisine muhalif yetistiren bir kurum durumuna düsüyor.
Diyanet Isleri Baskanligi ve siyasal yönetim Imamlarin bu sorumsuzca tavirlarindan dolayi da güç durumlarla karsi karsiya kalmaktadir.
Alevilikte suç isleyen Dede kendi toplumu tarafindan tecrit edilir.
Bilindigi gibi TC Devleti, bir sünni yapiya sahiptir. Anayasanin esitlik hükümlerine ragmen, Devlet bütçesinin önemli bir bölümünü yalniz sünnilige hizmet veren Diyanet Isleri Baskanligina ayirmaktadir. Bununla da yetinmeyen Diyanet yurt içinde ve yurt disinda önemlice ticaret merkezleriyle devletin ayirdigi bütçeye ek olarak trilyonlar katmaktadir. Bu gelirlerin ise hesabi devlet taraindan kontrol edilmedigi gibi, hangi giderlere harcandigi da bilinmemektedir.
Diyanetin 100 bin kadrosunun, 70 bin camisinin hiç birinde 25 milyon Aleviye hiç bir hizmet verilmemektedir. Ayrica resmi ideolojinin tüm kurum ve kurallari Sünni devlet biçimine göre uyarlanmaktadir. Diyanet islerinde görevli tüm görevlilerin ayliklari devlet bütçesinden karsilanmasina ragmen, Alevi kurum ve kuruluslarina hiç bir katkida bulunulmadigi gibi, Alevilerin bizzat kendi gayretleri ile açtigi Cem Evlerine de hos bakilmamaktadir.
Oysa ayni devletin tüm bütçesi, Türkiye topraklarinda yasayan devlete karsi her türlü vatandaslik görevinde de kusur etmeyen halkin verdigi vergiden olusmaktadir.
25 milyon Aleviyi görmezlikten gelmek, Alevi dedelerinin egitimi için hiçbir katkida bulunmamak ve Alevileri asimilasyon sistemi ile eritmeye çalismak, Cem evlerine karsi hiç bir yükümlülük üstlenmemek, ne Laik Cumhuriyet ilkelerine ne de Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulus amaçlariyla bagdasmamaktadir?
Sonuç olarak, Alevilikte dedelik kurumu, tüm olanaksizliklar aragmen, horlanmaya baskiya ragmen, toplumuna hizmet vererek adaletli davranmaya özen göstermislerdir.
Alevi dedeleri, 4 kapi kirk makami kendilerine rehbet etmisler, Ehlibeyt yolunu ve Haci Bektas Veli süregini devam ettirebilmek için tarihi bir mücadeleyi sürdürerek günümüze kadar gelmislerdir.
ISMAIL ELÇIOGLU
Alevilikte Kutsal Günler
Diger dinlerde oldugu gibi Alevilik'te de kurban kesme gelenegi vardir. Kurban kesme gelenegi, kaynagi Hz. Ibrahim ile ilgili anlatilan bir söylenceye dayanir. Hz. Ibrahim gördügü rüya üzerine oglu Ismail'i Allah'a kurban edecegine söz verir. Allah'a verdigi bu sözü yerine getirirken Cebrail kanali ile kendisine gökyüzünden bir koç iner. O zaman Hz. Ibrahim oglu Ismail'i kurban etmekten vazgeçer, koçu kurban eder. Alevi geleneginde de insanlarin canina malina bir kötülük gelmemesi için kani akitilmasi geregine inanilir. Bu nedenle Kurban Bayrami dahil kutsal günlerde koç kurban edilir
Asure
Muharrem orucunun onikinci günü ise Oniki Imamlar 'in anisina oniki çesit gidadan olusan Asure Çorbasi pisirilerek katilanlara ve komsulara dagitilir. Mali durumu iyi olan insanlar Asure'nin yaninda bu acinin tekrar yasanmamasi için insan kani yerine hayvan kani dökerek kurban keserler. Kurban dua ile kesilir, pisirilir ve insanlara dagitilir.
Hizir Orucu
Hizir yoldasin ola, Yetis Ya Hizir, Kul bunalmayinca Hizir yetismez. Halk arasinda kullanilan bu deyimlerden de anlasilacagi gibi Hizir yardima muhtaçlarin, darda kalanlarin yardimina kosan bir kurtaricidir. Halk inançlarina göre ölmezlik sirrina ulasmis bir ermis kisidir. Aleviler'de her yil Subat ayinin 13-14-15. günlerinde Hizir Orucu tutulur. Hizir lokmasi pisirilip, Hizir kurbani kesilip komsularla paylasilir. Hizir halk arasinda ak sakalli nur yüzlü bir yasli bilge ve kurtaricidir. O, kendisinin yardima çagiran herkese boz atiyla uçarak, kosarak yetisir. Bastigi yerlerde, güller, çiçekler açar. Ekinler yeserir, bülbüller ötmeye baslar. Elini sürdügü kisi dertlerden, hastaliklardan, ugursuzluklardan arinir, ömür boyu sürecek mutluluk sirrina ulasir. Bir Söylence Göre: Nuh peygamberin gemisi firtinaya tutulmus, halk, " Ya Hizir, bizi kurtar!" diye yalvarip yakarmis. Allah halkin duasini kabul edince firtina da dinmis. Iste o zaman Allah'a, kurtarildiklari için üç gün oruç adamislar. Bu oruç, o günden bu güne degin araliksiz tutulmustur. Insanlar bu orucu darda kaldiklarinda, Hizir'in yardimcilari olmasi için tutarlar. Hizir orucu Alevilik'te yaygin olarak tutulan bir oruçtur. DILEK TUTMA TÖRENLERI 6 Mayis "Hidrellez", tüm yurtta senliklerle kutlandi. Tutulan dileklerin gerçeklestigine inanilan "Hidrellez" gelenegi, Anadolu disinda Orta Asya ve Türk Cumhuriyetlerle Balkanlar,2da da sürdürülüyor. Hidrellez tüm yurtta çesitli etkinliklerle kutlandi. Hatay'in Iskenderun Ilçesi'nde Hiristiyan ve Müslümanlar kilisede biraraya gelerek Hidrellez kutlayip, " baris dilegi" tuttular. Iskenderun'da her yil St. George Kilisesi'nde kutlanan bahar bayraminda, bir araya gelen çesitli din ve mezheplerden insanlar tutup dualar okudu. Kilisenin içindeki sandalyelere, masalara, duvarlara, ve kagitlarin üzerine dileklerini yazan yüzlerce insan, geleneklere uyup kibrit çöpleri kullanarak isteklerini yerde sekillerle ifade etmek içim birbirleriyle yaristi. Kutlamaya katilan herkes baris için dua ederken, mutlu bir yuva kurmak, üniversiteyi kazanmak ve ev, araba temennilerinde de bulundu. Dualar ve dileklerden sonra Hiristiyan cemaatinin katilimiyla ayin düzenlendi. Ortodoks Kilisesi ruhani lideri Papaz Dimitri Yildirim, 300. yilda yasayan, kendisini Allah'a adayip daha sonra putperestler tarafindan öldürülen ve adi kiliseye verilen St. George'un her yil Mayisin ilk haftasinda anildigini, hidrellez bayraminin da ayni günlere denk geldigini söyledi. Yildirim, "Müslüman, Alevi, Sünni, Hiristiyan tüm insanlar dilek tutarlar ve dileklerinin kabul olduguna inanilir" dedi. ATESTEN ATLAMA GELENEGI HIZIR-Ilyas olarak da bilinen ve halk arasinda Hidrellez olarak anilan geleneksel "Bahar Senligi"nedeniyle , çocuklar ve gençler sokaklarda yakilan atesin üzerinden atladilar. Inanisa göre, halk arasinda ölümsüz sayilan Hizir ile Ilyas'in 6 Mayis'ta biraraya geldigi :Hidrellez günü, bahar bayrami niteligi tasimakla birlikte ayni zamanda Hizir'in olaganüstü özelliklerinden yardim saglama inanisiyla birlesti. Hidrellez gelenegi, Anadolu'nun disinda Azerbaycan, Kirim, Balkanlar, ve Orta Asya'da da yasatiliyor.
MUHARREM ORUCU
Islam tarihinde Kerbela Olayi olarak bilinen ayin yildönümünde aleviler 12 gün oruç tutarak, 12 gün boyunca yas tutarlar. 10 Ekim 680 de Hz. Ali'nin oglu ve Hz. Muhammet'in torunu Hz. Hüseyin ve 72 kisilik aile halki ve sevenleri Kerbela'da susuz birakilarak ve siddet kullanilarak katledildiler. Aleviler bu aci olayi kinamak için, her yil Muharrem ayinin onuncu gününden baslamak üzere, 12 gün oruç tutarak yas tutarlar.
Kurban Bayrami Hicri Takvim e göre Zilhicce ayinin 10. günü baslar.Kurban Bayraminin 1. gününden baslayarak 20 gün sayilir.20. günün aksami Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç baslar. Muharrem Orucundan önce 3 günlük MASUM-U PAK ORUCU tutulur. Bu oruç Küfe den sehit düsen Müslüm Bin Akiyl ile çoçuklari Ibrahim ve Muhammet için tutulur. Müslüm , Imam Hüseyin in amcasinin oglu ; Ibrahim ile Muhammet ise amcasinin torunlaridir. 3 günlük Masum-u Pak ve 12 günlük Muharrem Orucu olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulduktan sonra Muharrem Ayinin 13. günü kurbanlari tiglanir ve ASURE dagitilir.Kurban Imam Ali Zeynel Abidinin Kerbela Katliamin dan kurtulusundan duyulan sevinci belirtir. Muharrem Ayinda eglence yapilmaz; biçaga ve kesici aletlere el sürülmez; dügün-nisan-sünnet törenleri yapilmaz; kari koca iliskileri kesilir; kurban kesilmez;et yenilme; Kerbela Sehitleri'nin çektikleri susuzlugu hissetmek için su içilmez; eglence yerlerine gidilmez; saç ve sakal trasi olunmaz.
Günümüzde bunlarin bir bölümü uygulanamamaktadir. Örnegin, sakal trasi olmamak gibi...
Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyaci yenilen yemeklerden , çay-kahve-mesrubat-meyve suyu-ayran gibi sivi içeceklerden karsilanir.
Alevi inanci sekilcilige takilip kalmayi degil, özü benimser. Aklin ve ilmin yolundan ayrilmaz. Önemli olan Imam Hüseyin'in ve diger Kerbela Sehitleri'nin çektikleri aciyi ve zorluklari beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktir. Onlar gibi düsünüp, onlar gibi yasayip,onlar gibi inanmaktir. Zalime karsi çikip, mazlumdan yana olmaktir. Eline-diline-beline sadik olup insanca ve onurluca yasamaktir. Onlar'a layik olmaktir. Ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yasamaktir. Yasayan ölü olmamaktir. Yarin onlar'in huzuruna alni açik yüzü pak çikmaktir. Onlar'in biraktigi onurlu mirasa sahip çikmaktir.
Muharrem Orucu'nun sahuru yoktur. Belirlenmis bir iftar vakti de yoktur. Oruç tutulmadan önce söyle niyet edilir.
"BISMI SAH. ALLAH ALLAH. ERENLERIN HIKMETINE. ER HAKK MUHAMMET-ALI ASKINA. IMAM HÜSEYIN EFENDIMIZIN SUSUZLUK ORUCU NIYETINE. KERBELA SEHITLERI'NIN TEMIZ RUHLARINA MATEM ORUCU NIYETI ILE HZ. FATMA ANAMIZIN SEFAATINE. 12 IMAM, 14 MASUM-U PAK EFENDILERIMIZIN SEVKINE, 17 KEMERBESLER HÜRMETINE HAZIR-GAYIP GEÇEK ERENLERIN YÜCE HÜMMETLERI ÜZERIMIZDE HAZIR VE NAZIR OLA. YUH MÜNKIRE. LANET YIZID'E. RHMET MÜMIN'E ALLAH EYVALLAH. HÜ"
Aksam olup günes batinca,karanlik gözle görünce oruç açilir.Yatmadan önce niyet edilir.Niyetten sonra Muharrem Orucu baslar.Gece sahura kalkma uygulamasi Muharrem Orucu'nda yoktur.
Çesitli kaynaklara göre Muharrem Ayi' nin 10. günü birçok olay gerçeklesmistir. Bunlardan bazilari sunlardir : " Imam Hüseyin' in sehadeti, Adem Peygamber' in bagislanmasi ,Nuh Tufani' nin baslanmasi, Yunus Peygamber' in baligin karnindan çikmasi Ibrahim Peygamber' in Nemrut' un atesi yanmamasi, Idris Peygamber'in göge çikarilisi, Yakup Peygamber' in oglu Yusuf Peygamber' e kavusmasi Yakup Peygamber' in gözlerinin tekrar görmeye baslamasi Yusuf Peygamber' in atildigi kuyudan kurtulmasi , Eyüp Peygamber' in sagligina kavusmasi Musa Peygamber' in Kizildeniz' i asasi ile delip geçmesi , Firavun' un Kizildeniz' de bogulmasi , Isa Peygamber' in dogumu, Isa Peygamber' in göge alinisi"
Muharrem Ayi kutsal ayidir.Muharrem Ayi haram aylardandir.Bu ayda savasmanin yasak oldugu Kur' an-i Kerim' de açikça belirtilmistir.Muharrem Ayi Hicri ( Kameri ) ayinin ilk ayidir.1 Muharrem Hicri yilbasidir.Allah emirleri kesindir.O' nun yasalarinda herhangi bir degisiklik bulunmaz.Son Peygamber olan Hz.Muhammet' e ne gönderdi ise önceki peygamberlerin hepsine de aynisini göndermistir.Bu durum Kur'an-i Kerim' de defalarca belirtilmistir.
AHZAP SURESI 62. AYET' te " Allah' in bundan önce gelip geçenler hakkinda uyguladigi yasa budur.Allah' in kanununda/tavrinda/davranisinda bir degisiklik bulamazsiniz." Denilmektedir.FETIH SÜRESI23. AYET' te " Bu Allah'in öteden beri isleyip duran yolu /yasasidir.Allah' in yolunda ve yasasinda hiçbir degisme bulamazsiniz" denilmektedir.
BAKARA SÜRESI 183. AYET' TE " Ey iman sahipleri!
Oruç sizden öncekiler üzerine yazildigi gibi sizin üzerinize de yazilmistir. Bu sayede korumaniz umulmaktadir" denilmektedir.Bu ayetlerin hükmünden de anlasilir ki diger peygamberlere de Islam Dini' nin kurallari teblig edilmistir.Ayni kurallar Hz. Muhammet tarafindan da uygulanmistir.Adem Peygamber' den itibaren tüm Peygamberler ibadetlerini GECE yapar.ve yaptirirdi.TÜM PEYGAMBERLER ZAMANINDA ÜÇ GÜNLÜK HIZIR ORUCU VE MUHARREM ORUCU TUTULURDU. Islam Dini' nin oruçla ilgili kurallari bunlardan ibarettir.Bu kurallar INCIL-TEVRAT ve ZEBUR' da da vardir. Hz. Muhammet' ten sonra iktidari ele geçiren Emevi ve Abbasi çeteleri bu kurallara uymamislar; bir sürü yalan - dolani dinin içine sokarak yeni kurallar olusturmuslardir. NISA SÜRESI 92. AYET' te " Herhalde bir Müslüman' a layik degil ki haksiz olarak bir Müslüman ' i bile bile öldüre . Meger ki hataen bir ok veya silah gazasi ola . Her kim bir Mümin' in bilmeden ölümüne sebep olsa bile esir düsmüs bir Müslüman kulu veya cariyeyi azad etmek üzerine farz olur.Ayrica ölenin ailesine diyet vermelidir.Meger ki ölünün ailesi diyet almayalar ya da bagislayalar.Eger ölü sizin düsmaniniz olan bir topluluktan olsa bile Mümin 'dir.
Katilin üzerine kadin ya da erkek bir esiri azad etmek borçtur.O da idama mahkum olus boynunu zincirden kurtarip serbest biraktira.Aranizda anlasma olan bir topluluktan olsa bile mirasçilara diyet verilmesi gerekir.Ancak Asker ya da yoksul olup esir,cariye veya idam mahkumu azad etme gücü ve parasi olmayan KATILLERIN HEPSININ IKISER AY VEYA BIR AY ORUÇ TUTMALARI ÜZERINE FARZ VE BORÇTUR.BU ORUÇ BORCU VE FARZ EMRI INSAN ÖLDÜRMEMELERI IÇIN MÜSLÜMANLARIN ÜZERINE ALLAH' IN FARZ KILDIGI BIR KATILLIK NISANIDIR KI TÖVBE EDIP KIMSEYI ÖLDÜRMEYELER. ALLAH HERSEYI BILIR." Denilmektedir.
BAKARA SÜRESI 185. AYET' te
" Ramazan Ay' inda egriyi dogrudan ayirip dogru yolu gösterici Kur'an-i bazi ayetleri indi.SIZLERDEN HER KIME KI FARZ OLDU BU AYLARDA ORUÇ TUTSUN." denilmektedir.
Imam Hüseyin' in Kerbela' da sehit edilmesinden sonra 4 kitapta farz ve hak olan Muharrem Orucu YEZIT tarafindan yasaklanmis otuz günlük KATILLIK ORUCU tutturulmustur.Abbasi' lerde otuz günlük KATILLIK ORUCU' NU MIZRAKI ILMIHAL karari ile ve kiliç zoruyla Türkler' e ve Acem' lerde tutturmuslardir.
Yezit, kerbela katliamindan kurtulan Imam Ali Zeynel Abidin' i halkin isyan etmesinden korkarak Medine' ye göndermis Imam Zeynel Abidin' in serbest birakilmasi Yezit' e isyani durdurmus ancak halkin kerbela katliamini yapan katillere duydugu kin ve nefret duygularini bastiramamis.Bunun üzerine Yezit askerlerine ve kendisine bagli bulunanlara NISA SÜRESI' nin 92. Ayet' inde emredilen KATIL ORUCU' nu tutmalarini emreden bir ferman dagitmis ve bu Oruc' u tutmayanlari öldürtmüstür.Böylece hem yer yer ayaklanan halkin isyanini önlemis hem de iktidarini saglamlastirmistir.Yezit' le baslayan bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.
FECR SÜRESI 1. AYET' te " Ya Muhammet o Muharrem' in on sabahi ve aksami hakki için ve çift olup duranlara ve dahi on gecelere and olsun ki akil sahipleri olanlara itibar edip son amaçlarini onunla inceleme ve arastirma yaparlar" denilmektedir.
ARAF SÜRESI 142. AYET' te "Musa' ya kirk gece ve otuz gece ikrarlanma verdik.O otuz on gece ile tamamladik.Musa kardesi Harun' a sen benim vekilimsin.toplumu yönet , barisçi ol ve emrimi tutmayan fesatçilara uyma." denilmektedir.
Bu emirlerden ongün ve geceye and içen Allah' in bugün ve gecelerine oruçla geçirenlerin Allah' a itaat edenler olacagini açiklamasida MUHARREM ORUCU' NUN ALLAH'IN EMRETTIGI VE MÜMINLERCE TUTULMASI GEREKEN ORUÇ OLDUGUNUN EN AÇIK KANITIDIR.
SEHIHALMÜSLEM isimli kitapta Hz.Muhammet' in ongün Muharrem Orucu tuttugunu ve Hüseyin' e matem diye Oruç tutturdugunu yazmaktadir.Gene ayni kitapta MUHARREM ORUCU' NUN HZ MUHAMMET DÖNEMINDE FARZ OLDUGU , PEYGAMBER' IN HAK' KA YÜRÜMESINDEN SONRA MÜMINLERIN ORUCU OLAN MUHARREM' IN TUTULMADIGINI, MÜSLÜMALARIN RAMAZAN ORUCUNU FARZ YAPTIKLARINI YAZMAKTADIR.
Ehli sünnet kaynaklarinda Ramazan Orucu' nun Hicret' in 2. yilinda farz oldugu yazilmaktadir.Bu iddia sadece Kur'an' a degil dört kitaba da aykiridir.
Adem Peygamber' den baslayarak Hicret' in 2. yilina kadar Muharrem Orucu' nun tutulmasina emreden Allah aniden fikir degistirip niçin Ramazan Orucu' nu farz kilmistir? Yada Muharrem Orucu' nu farz olmaktan çikarmistir.? Dört hak kitaba da aykiri olan bu iddia halka karsi söylenmis bir yalan , Islam Dini alet edilerek yapilmis bir iftiradan baska bir sey degildir.
Gönülleri Islam' a isinmamis öldürülme ve esir edilme korkusuyla Müslüman oldum diyen münafiklarin vazgeçemedikleri cahiliye inançlarini devam ettirebilmek için çesitli bidatlar ( uydurmalar ) icat ederek çarpitmaya çalismalaridir.Bu Oruç bu çarpitmayi yapan münafiklar ile katillere farzdir.Müminlere farz degildir. Müminler' in orucu muharrem orucudur.
VAHAP GÜNGÖR