HAZRETI ALI
Hz. Ali, 29. Temmuz 599 tarihinde Mekkede dogmustur. Bu tarih, Fil yilinin 30. yilinin Recep ayinin 13. günü olan Cuma günününün Miladi takvimde karsiligidir.[1]
Kabede dogmus olan tek kisidir. Annesi Fatimadir. Hasimin oglu Esedin kizidir. Babasi ise, Ebu Talibdir. Ebu Talib de Hasimin oglu olan Abdülmüttalibin ogludur. Bu nedenle Ali, anne ve baba soyu bakimindan tam bir Hasimidir. Annesi adini, arslan anlamina gelen Esed veya Haydar koymak isterse de Muhammedin istegiyle Ali konur. Diger adlarsa ona lakap olarak verilir. Daha sonralari bu lakaplara, Tanri rizasini kazanmis anlamina gelen Murtazâ da eklenir. Künyeleri Ebül-Hasanla toprak babasi anlamina gelen Ebüt-Turâbtir. Bu son künyeyi kendisine Hz. Muhammed verdiginden, Ali genellikle bu künyesini yeglemistir.
Hz. Muhammed, Ali bes yasindayken yanina alarak bakimini üstlenir. Bu durum 18. yasina dek sürer. Böylece Aliyi Peygamber Muhammed egitmis, kisiligini kazanmasina yardimci olmustur. Halk deyimiyle Ali, Peygamberin çarkindan çikmistir.
Hz. Ali, Muhammedin peygamberligine ilk inananlardan ve bu nedenle ilk Müslümanlardandir.[2]
Hz. Muhammede peygamberlik vahiyi geldiginin ikinci günü ona inanan ve peygamberligini kabul eden, dahasi her türlü gücüyle onun hizmetine giren ilk kimse olur. Bu baglilik ömrünün sonuna dek kesintisiz sürer. Kuranin Mushaflik döneminde 22 yil vahiy yazmanligi yapar. Bu, kolay kolay kimselerin ulasamayacagi bir görevdir.
Ilk Müslümanlarin kimler oldugu tartismalara bogulmustur. Bunlar Muhammedin; esi Hatice, yegeni Ali, kölesi Zeyd gibi en yakinlarindan olustugu bilinmektedir. Ne var ki Sünni çevreler buna dostu Ebu Bekiri de eklemeye çalisirlar. Oysa, Ebu Bekirin ilk Müslümanlardan olmadigi bilinmektedir. Misirli Hiristiyanlardan Afif el-Kindi Mekkeye gelisi sirasinda Hz. Muhammedin Hacerül Esved tasinin önünde namaz kildigini, arkasinda ise bir kadin, bir erkek ve bir de köle oldugunu yansiz bir gözlemci olarak kitabinda belirtir. Dogallikla bunlar Hatice, Ali ve Zeyddir.[3]
Hz. Alinin Peygambere, onun düsüncelerine bagliligi zaman zaman yasamini da ortaya koyacak biçimde sürer. Peygamberin Medineye göçü sirasinda yatagina yatarak, ölüm tehlikesini gögüsler. Islamin kabulünde yasamini ortaya koyar ve savas alanlarinin bir numaralari savasçisi olur. Bir Islam militaniymis gibi canla-basla savasir, çalisir. Bu alanda hiçbir özveriden kaçinmaz. Bu yararliliklarindan ötürü Ali kendilerine cennet vaadedilen on kisi (asere-i mübessere) arasindadir. Peygamgamberin istegiyle olusturulmus ve onun ölümünden sonra da çalismalarini yürüten alti kisilik meclisin üyesidir.[4]
Bunlar Ali için önemli konumlardir.
Hz. Ali, Islam devriminin Peygamberden sonra bir numarali adamidir. Peygamber Muhammedi, madde ve manâda temsil yetenegi bakimindan en yüce kimsedir. Kendisine halifelik sirasinin çok sonralari gelmesi, onun degerini düsürmez. Bu durum, dönemin siyasal çalkantilarinin bir sonucudur. Ali, son nefesine kadar Peygamberden ve onun yolundan ayrilmamistir. Hz. Muhammede ilk inanan kisidir. Alinin Hz. Muhammede bagliligi kuskusuz; tam bir teslimiyet içinde ve ask düzeyindedir. Ali için; bütün güzellikler, iyilikler, idealler Hz. Muhammede bagliliktan ibarettir. Peygamberin Medineye göçü sirasinda onun yatagina yatarak ölümü gögüslemesi, Peygamber için ölüme bile gitmeyi seref bildigi içindir. Alinin ilim ve irfan açisindan sahabelerin en önde gelenlerinden olmasi konusunda kimsenin kuskusu yoktur. Hz. Muhammedin temsil ettigi bilim ve hikmet degerlerinin insanlara ulastirilmasinda Ali biricik addir. Alevi-Siilerin tümü, Sünni tasavvufi tarikatlarin / ekollerinse bir bölümü soy ve inanç kütüklerinin Peygambere baglandigi noktaya hiç çekinmeden Hz. Aliyi yerlestirmislerdir. Bu nedenle tasavvuf tarihinin Hz. Aliye verdigi ad, Sah-i Velâyet olmustur. Ali, züht ve takvada ileri düzeylere ulasmis sahabeler içerisinde yer alir. Ona, en üst düzey (mertebe) biçilmistir. Islam düsünce ve ahlâkinin dünyaperest Emevi bezirgânlarinca karartilmaya, yozlastirilmaya ve gericilestirilmeye gidildigi dönemlerde peygamberane yasama dönüs ve dünya perestlige bir tepki olarak ortaya çikan tasavvufi hareketler bireysel ve toplumsal bir disiplin olarak Fatima ile Alinin sergiledikleri yasamin bir örnek alinisi gibidir. Ali, bir feta olarak Müslüman gençliginin ideal tipidir. Bunu özellikle Fütüvvet çevreleri ile Sii, Alevi, Ahi ve Bektasi topluluklari benimseyerek, egilimlerine öz olarak kazandirmislardir. Bu çevrelerin Kamil / yetkin / olgun insan tipi de yine Hz. Alidir. Ali ve Ehlibeyt sevgisi dinsel, ruhsal, ahlâksal, toplumsal ve siyasal bir olgudur.[5]
Peygamber Muhammedin yolunun özünü kavrayan, yakalayan Ali, bu yolla / ideolojiyle bütünlesir. Bu nedenle Aleviler, bu kendilerinin de sahiplendikleri ve izledikleri yola Muhammed- Ali Yolu derler. Islamin ana damari ve anayolu budur. Bu yolu; Ehlibeyt, yine bu soydan gelen Oniki Imamlar ve seyyidler sürdürürler. Alevilerse bu yolun baglilari, inanirlari olurlar. Islamdaki mezhep adi altindaki Sünni nitelikli siyasal ve toplumsal hareketlerin hepsi Muhammed-Ali bütünlügünden çatlaklar yaratarak, araya sizmak dogrultusunda olmustur. Islamdaki iktidar kavgalarinin, kanli savaslarin, mezhep akimlarinin nedeni hep budur.
Tarihçiler ilk kaynaklara ve söylenenlere (rivayetlere) dayanarak Hz. Alinin karakteristik tipini belirlerler. Bunlara göre; Ali esmer, gür sakalli, saçlari önden dökük, büyük ve elâ gözlü, güler yüzlü, güzel yüzlü, orta boylu, iki omuzunun arasi genis, pazulari ve baldirlari kalin, mafsallari ince, pençeleri aslan gibi güçlü, oldukça cesur, insan güzeli, her savasta ve vurusmada basarmis, buna karsin yumusak huylu, alçak gönüllü, hosgörülü, cömertligiyle ünlenmis ve bunu ilkelestirmis, insanlikli, tapinima düskün, insan iliskilerinde ve yönetimde adil, paylasimci ve özverili, usta konusmaci düzeyinde çok iyi konusan, belâgatle söz söyleyen biridir.[6]
Hz. Ali, Peygamberle birlikte Islamin ilk döneminin tüm savaslarina katilmis, Islami yapilandirmaya ve kurumlastirmaya çalismistir. Bedir, Uhud ve Hendek savaslarinda Hz. Muhammedin yaninda vurusmalara katilmis, olaganüstü basarilar göstermistir. Bu savaslarda önemli vurusmacilardan / dövüsçülerden biridir. Peygamber Uhudda Zülfikâr olarak adlanan kilici Aliye verek onun degerini bir kez daha teslim eder. Ali bu savasta 90 yara alacaktir. Hendek Savasinda Islam tarafinin dövüsçülerinin yitik vermeleri üzerine Ali Peygamberden israrla izin istemis, Peygamber basindaki imameyi ona giydirerek, savasa sokmus ve mücessem iman mücessem sirkle savasmakta demistir. Ali, yalniz Tebük savasina katilmamis, Peygambere vekâleten Medinede kalmis, sivil halki korumakla görevlendirilmistir. 628de Fadekte Yahudi Sad kabilesine karsi yapilan savasi yönetmistir. Ayni yil yapilan Hudeybiye Baris Antlasmasinin metnini Hz. Ali kaleme almistir. Mekkenin alinmasi günlerinde Kabedeki putlari ve resimleri Peygamber Aliyi omuzlarina çikartarak kirdirmis ve temizletmistir. Peygamber, Taifdeki putheneyi yiktirma ve putlari kirdirma isini Aliye yaptirmistir. Bedir Savasinda sancaklardan Peygamberin sancagini Ali tasimistir. Hayber saldirisinda Ebubekirle Ömerin basarisiz olmalari sonucu Peygamber sancagi ona tasitmistir. Bu görevlendirme üzerine sunu söyler: Yarin sancagi öyle bir kimseye verecegim ki, o Tanriyi ve elçisini sever, Tanri ve elçisi de onu severler. O kaçmaz, fethetmedikçe de geri durmaz. Hayberde kale kapisini kalkan olarak kullanisi söylencelesir. Minaya, Peygamber onu görevlendirmistir. 632 yilinda yapilan Yemen seferini o yönetir ve Hamdanilere Müslümanligi kabul ettirir.[7]
Ali, Peygamber Muhammedin hem kuramsal, hem de uygulamali iyi bir izdasidir. Kuranin vahiyiyle baslayan Islam ögretisini en iyi bir biçimde anlamaya çalisan ve bunu topluma benimsetenlerin basinda gelir. Bu nedenle Ali, Islamin özüne ve ruhuna baglidir. Bu alanda herhangi bir makam, sayginlik, çikar kaygisi yoktur. O, sürekli Islamin gönüllü eri olmayi yeglemistir. Bu durum biraz da Peygamber Muhammede asiri bagliligindan ve ona olan inancindan-güveninden kaynaklanmaktadir.
Alinin Islam içindeki konumu sürekli tartisilmistir. O, Peygamber Muhammed ögretisinin iyi bir savunucusu olarak Islamin merkezindedir. Islami ana kolun temsilcisidir. Sürekli devletçi olusunun, zor günlerde devleti düze çikarmayi üslenmesinin nedeni budur. O, Muhammedi Müslümanligi sürdürmeye çalismistir. Digerleri ise bu çizgiden ayrilmalar göstermis; Aliyi, soyunu ve izdaslarini baski altina alarak kendilerine özgü gelistirdikleri bir çizgiyi Islamin asli ve kendisidir diye iktidar gücüyle kabul ettirmislerdir. Zamanla Islamin yönetimini ele geçiren bu çevreler kendi ögretilerini Peygamberin ana çizgisi ve asli ögreti, Ali çizgisini sördüren ögretileri de Islamdan sapma olarak göstermeyi basarmislardir. Siiligin mezhep kabul edilmeyisi, Aleviligin Islamin disinda gösterilmeye çalisilmasi hep bu nedenlerden kaynaklanmaktadir.
Ali, Kuran ayetlerinin ögrenilmesi ve ögretilmesi isinin en içtenlikli erlerinden biridir. Hz. Muhammedin yaninda olmasinin da rolü olsa gerek, gelen vahiy ayetlerini ilk bellegine yerlestiren ve ögrenen sürekli o olmustur. Hatta daha sonralari Kuranin derlenmesi yillarinda Ali bu belleginde tuttugu ayetleri bir araya getirmis, kitaplastirmistir. Özellikle, Alevi / Sii dünyasinda Ali Kurani olarak adlandirilan Kuran böyle dogmustur.[8]
Ali derlemesi, Kuranin Peygamberden sonra kitaplastirma isindeki kuskulara ve düsülen çeliskilere çözüm getirecek niteliktedir.
Ali, iyi bir Kuran yorumcusu olarak bilinir. Kuranin gelis ve yasama geçirilis döneminin her asamasini bizzat Peygamberin yaninda ve onunla birlikte geçirmesi, onu bu açidan olanakli kilmistir. Alevilik / Siilik, Alinin Kuran yorumundan çikmis ve bu yorumu esas almistir.
Alinin Islamin kurumlasmasinda önemli rolü olmustur. Halife Ömer, Hicret Olayinin Hicri takvimin baslangici olarak alinip yeni bir takvim düzenlemeyi Alinin önerisiyle yapar. Islamin ilk halifeleri kendisine garazkârane davranmalarina karsin, Islamiyetin rayina oturmasi, toplumsal birlik ve düzenin saglanmasi için bu halifelere yardimci olmaktan kaçinmamis, danismanlik yapmistir. Eyaletlerden gelen sikâyetleri arastirmasi ve gidermesi için Halife Ömeri uyarma isini üstlenmis, Osmanin yandasliklari ve haksizliklari nedeniyle yasaminin tehlikeye girmesi sonucu Ali halifeyle küskünler arasinda iliskiyi kurma isini üstlenmis, evinin kusatilmasi sirasinda bile çocuklariyla birlikte onu korumaya çalismistir.
Osmanin öldürülmesi sirasinda toplum oldukça bozulmus, huzur kalmamistir. Ali, kendisine israrla önerilen halifeligi üstlenmekten tereddütler geçirmisse de, devletin merkezinden ve ilk kuruculardan olmanin verdigi sorumlulukla bu görevi en kötü döneminde üstlenmistir. Bes günlük tereddütten sonra halifeligi kabul eder ve 24. haziran 656 günü Medinede peygamber mescidinde kendisine baglilik yemininde (biat) bulunulur. Bu tören için minbere ilk çikan halife Ali olur. Medineden ayrilir ve bir daha da dönmez.
Hz. Ali dönemi tümüyle iç karisikliklarla geçer. Ayse, Talha ve Zübeyr onun halifeligini kabul etmemis ve Basraya çekilmisleridir. Bu nedenle Ali bunlar için Basra üzerine yürür. Cemel Olayi bu kentin önünde 4. ekim 656 tarihinde yapilir. Ali savasi kazanir. Aliyi oldukça üzen bu olay sonucunda Talha ile Zübeyr ölür, Ayse ise Peygamberin esi olmasi nedeniyle duyulan saygidan dolayi gözetim altina alinarak, Medineye gönderilir. Hazinede birikmis parayi ihtiyaçlilara dagitir. Astarin ön çalismalarindan sonra Küfeye girer. Oradan Medaine gider. Samda bagimsiz saltanatini kurmus olan Muaviye ile Siffin ovasinda haziran-temmuz-agustos 657 aylarinda 110 gün süren Siffin Savasi yapilir. Savas kazanilmak üzereyken, Amr b. Asin Muaviyeyi bir hileyi kullanmasi önerisiyle, Kuran sayfalari mizraklara takilarak Alinin ordusunun savasi durdurmalarina yol açilir ve Muaviye ordulari kesin bir yenilgiden kurtulur. Bunun sonucunda Hakeme gidilir. Kurnazligiyla ünlü Amr Muaviyenin, safligiyla ünlü Musa el-Esari ise Alinin hekemleri olurlar. Ali, istemeyerek de olsa Musanin kendisini temsil etmesini kabul eder. Subat 658de hakem toplanir. Musa, damadi Abdullah b. Ömerin halifeligini düsünmektedir. Amrin sözlerine de kanarak, Osmanin öldürülmesinde Alinin suçlanmasina yanasir ve Osmanin öcünün alinmasinda Muaviyeyi yetkili görerek, temsil ettigi Aliyi halifelikten alir. Aslinda bu Amrin düzenidir. Musa bu düzene çekilmistir. Amr da Musanin kararina katilarak Alinin görevden uzaklastirilmasini benimser. Temsil ettigi Muaviyeyi halifelige atar.
Alinin hakemi kabul etmesine karsi çikan bir grup, ondan ayrilarak Abdullah b. Vahbalrasibinin baskanliginda toplanirlar. Sonuçta Aliyi sorumlu tutarlar. Aliden kopan bu topluluk Hariciler adiyla anilirlar. Bassizliktan yanadirlar. Nihilist hareketlere girerler. Kargasalik çikarirlar. Kararli bir politikalari ve bir sistem anlayislari yoktur. Ali; 17. temmuz 658de bu topluluk üzerine düzenledigi Nehrevan Savasi ile, bu kesimi etkisiz kilarsa da, Islam toplumunun sonraki dönemlerinde bu kesimin yikiciliklari uzun zaman sürecektir. Zamanla kimi mezheplere karisarak eriyip kaybolacaklardir.
Siffin Savasi ve hakeme gidilmesi Alinin yönetiminde ve yasaminda dönüm noktasidir. Oysa Ali, istemeyerek, zorunlu olarak hakeme gitmistir. Yandaslarinca zorlanmistir. Bu olaylar Islam toplumunun bölünmesinde etken olur. Aliye bagli olan kesimler Siiler adiyla varliklarini sürdürler. Aleviler bu kesimin ve akimin paralelinde zamanla olusur ve ad alirlar. Siiler ve Aleviler ödünsüz Ali yanlisidirlar ve Ehlibeyt seveni olarak günümüze kadar varliklarini ayni içerikte sürdürmüslerdir.
Bir üçüncü grupsa; Muaviye ve Ümeyyeogullarinin yaninda yer alan kesimdir ki, bunlar Emeviler adiyla adlandirilirlar. Sünnilikin temelini bu topluluk ve akim atar. Zaten, Ehli sünnet vel cemaat sözünün de babasi bilindigi gibi Muaviyedir.[9]
Bu söz, Muaviyenin Aliye karsi yürüttügü karalama kampanyasi sirasinda dogacak, giderek bu akimin içerisi dolacak ve genel Islamliga egemen bir mezhep durumuna dönüsecektir.
Muaviye, Sami baskent edinerek Suriyeye yerlesir. Devletinin güçlerini orada toparlar. Ali, Küfeyi merkez edinerek Irak topraklarina agirlik verir. Savastan sonra da Küfeye çekilmistir. Orada Haricilerden Abdulrahman Ibnül Mülcem al-Sarimi tarafindan 27. ocak 661 tarihinde zehirli bir kiliç darbesiyle vurulur. Iki gün sonra ölür. Öldürüldügünde 63 (veya 65) yaslarindadir.[10]
Firatin dalgalarini engelleyen su bendinin yanina defin edilir. Daha sonralari burada Necef kenti (bugünkü Meshed-i Ali) kurulur. Türbesinin bulundugu yer, Necef-i Esref adiyla anilmaktadir. Ali, 4 yil 9 ay yönetimde kalmistir. Dönemi tümüyle iç çatismalarla geçmistir. Öldügü zaman da toparlanamamis bir Islam-Arap devleti vardir.
Iç çekismelerin dogurdugu uygunsuz tutumlar nedeniyle Alinin mezari gizli tutulmustur. Ama Ehlibeytten ve Oniki Imamlardan olan kimseler Necefteki mescidde Zarih denilen sandukasini ziyareti sürdürmüslerdir. Kabrini, ilk kez Abbasi halifelerinden Harun-ür Resit 786 yilindan sonra belirleyerek yaptirmistir. Kabrin üzerine bir bina kurulmustur. 892den sonra Dâ-i Sagiyr denilen Zeydül-Hasani oglu Muhammed, yapiyi onartmis ve yeniden düzenlemistir. 979da Azus-üd-Devle Fenâ Husrev ibni Büveyd Deylemi türbeyi birbakima yeniden yaptirmis ve birçok vakif baglamistir. Daha sonralari yanginda zarar gören türbe halkin yardimiyla 1358de yeniden yapilmistir. 1636da Sah Safinin yardimiyla türbenin yeniden onarimi baslamis, bu çalismalar 1642de Sah II. Abbas döneminde bitirilmistir. Nadir Sah 1741lerden sonra kubbeyi ve iki minareyi altinla kaplatmistir. Son dönemlerde Nasirüddin Sah 19. yüzyilin ortalarinda türbeyle mescidini onartmistir. Sultan Abdülaziz de altinla islenmis iki büyük samdan armagan etmistir.[11]
Imam Ali, Hz. Muhammedin en çok deger verdigi ve güvendigi biridir. Medineye göçüldükten bes ay sonra göçmenlerle (muhacir / Mekkeliler) ensar (yerliler / Medineliler) arasinda dayanismaya dayanan Alevilerin sonradan musahiplik geleneginin ilk kaynagi olarak gördükleri bir kardeslik kurulur. Peygamber de, Ali ile kardes olur. Aliyi kendilerinin kardesi, veziri ve vasisi olarak çevreye sunar.
Ali, 622 yilinin sonlarinda Peygamberin kizi Fatimayla evlenir (Hicretin 1. yili, Muharrem ayinin 21. persembe günü).[12] Fatima, örnek bir kadin tipidir. Yeni olusturulan Islam toplumunda ideal kadin örnegidir. Her türlü kirden, kötülükten arinik anlamina gelen Betül saniyla anilir. Ebubekirle Ömer de Fatimayi istemelerine karsin, Fatima da babasi Hz. Muhammed de Ali ile evlenmesinden yanadirlar. Bu evlilikten Hasan ile Hüseyin dogarlar ve Peygamber Muhammedin soyu, yani Ehlibeyti bu evlilikten sürer. 606 yilinda dogan Fatima, babasindan 3-4 ay sonra, yani 12. kasim 632 yilinda 26 gibi genç bir yasta ölür. Ali, ayni yil iki önemli destegini yitirmistir.
Ali, Fatimanin sagliginda ikinci bir evlilik yapmaz. Arap gelenegini çigneyerek tekesli olarak kalir. Ancak onun ölümünden sonra evlilikleri olur. Fatimanin ölümünden sonra, 7-8 hanimla evlenmistir.[13]
Bu evliliklerin tümünden 18i kiz 18i erkek olarak 36 çocugu olur.[14]
Veda Hacci dönüsünde Gadiri Humda 16. mart 632 günü Peygamber Aliyi yanina alarak minbere çikar ve topluma Kuranla Ehlibeytini biraktigini söyler. Toplumun yanlisa düsmesini bu iki ögenin önleyecegini belirtir. Alinin elini tutarak; Ben kimin mevlasiysam, Ali de onun mevlasidir diyerek kendisinden sonra Islam Devletinin yönetimine Aliyi önerir. Bu öneriden sonra Ali oradan bulunanlarca kutlanir. Dahasi kutlayanlardan biri de, sonradan bunlari duymazliktan-görmezlikten gelecek, Aliye karsi amansiz erk savasimi yürütecek ve Peygamberin istegini çigneyecek olan Halife Ömerdir.
Gadiri Hum günü Sii / Alevi / Bektasi toplumu için Ali ve Ehlibeyte iliskin kutlu günlerdendir. Kutlanmasi, bu toplumlarca inançsal gelenegin içine alinarak sürdürülür.
Hz. Muhammed haziran 632 yilinda ölür. Yerine Islam Devletini yönetme isi gündeme gelir. Bu is, halifeliktir. Bu alanda, Hasimogullari, muhacirler ve ensar etkindir. Söz sahibi konumundadirlar. Hasimogullari genellikle Hz. Ali üzerinde durmaktadirlar. Fakat politikanin tüm ögeleri çalistirilarak, Ali devletin yönetiminden uzak tutulur. Bu durum Halife Osmanin öldürülmesiyle dogan kargasa ortamina ve devlet krizine dek sürer. O kosullarda is basa düsmüstür. Ali zorunlu olarak yönetimi kabul eder.
Her zor günde Ali vardir. Hz. Ali devletin ve toplumun gelecegi için bunlarin hiçbirinden kaçinmaz, görevini canla-basla yürütür.
Baki ÖZ